Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile UEFA 1. Başkan Vekili ve FIFA İcra Kurulu Üyesi Şenes Erzik, Dolmabahçe'de bir araya geldiler. Bizim medya bu buluşmayı öğrenir öğrenmez "Erzik, Federasyon Başkanı oluyor" yakıştırmasını yaptı. Güldüm. Çünkü Şenes Beyle, bu görüşmeden tam 24 saat önce konuştum. Bana, TFF Başkanı olmak gibi bir düşüncesinin asla olmadığını, olamayacağını; UEFA ve FIFA'daki üst düzey görevlerinden dolayı zaten çok yorulduğunu söyledi. Özünde her insanın sözüne tam olarak inanmak ve ona güvenmek gerekir. Ben de yıllardır Şenes Beyi tanıyan biri olarak, sözlerindeki samimiyetin ötesinde bir amacının olmayacağına inandım. Nitekim, bu inancımı da "Artık gençlerin taşın altına elini koyması gerekir" sözüyle desteklemiş oldu kendisi. Konuşma sırasında Sadık (Söztutan) Ağabey, "Bir adayınız var mı?" diye sordu. Şenes Bey hiçbir isim vermedi, "Seçilecek olanın Allah yardımcısı olsun, işi gerçekten zor" dedi. O da ne ertesi gün, Erdoğan & Erzik zirvesi neredeyse TFF Genel Kurulu yok sayılarak adeta Sayın Başbakanın, Erzik'i atayacakmış gibi gösterildi. Bir kere daha güldüm. Söyleyin lütfen, TFF Başkanı'nı siyaset atarsa futbolun özerkliği nerde kalır? Kaldı ki, özerklik müessesesine bu kadar önem veren bir Başbakan asla ve asla demokrasinin dışında bir adım atmaz. O halde, bu görüşme neyin nesi? Nacizane bu tip zirvelere rahmetli Turgut Özal döneminden şerbetli bir gazeteciyim. Sayın Başbakan'ın Erzik'i kabulündeki amacın FIFA'nın "Şike davasıyla ilgili dosyayı TFF'den istediği bir dönemde, sorunu doğru tespit etmek ve ortaya çıkacak en net çözümün ne olabileceğini futbolun UEFA ve FIFA'daki en yetkili ve en deneyimli ismi ile mütalaa etmekten başka ne olabilir?" Kanaatimce Erdoğan & Erzik zirvesi gerçeği mütalaadan başka bir şey değildir. GÜNÜN SORUSU "UEFA da ikili oynuyor" diyen müstafi Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, bu çıkışıyla kimi kastetti, Michal Pilatini'yi mi yoksa? Yazıklar olsun! TBMM'deki milletvekillerimiz Osman Aşkın Bak ve Hakan Şükür'ün kulakları çınlasın... Hatta şu an Meclis dışında kalan asrın güreşçisi, olimpiyat ve dünya şampiyonumuz Hamza Yerlikaya'nın da kulakları çınlasın. Habere bakın, hizaya gelin lütfen: Ata sporumuz, serbest güreşte 2012 Londra Olimpiyatları'na katılma vizesi alan tek güreşçimiz şu an için Serhat Balcı... Oyunlara şurada ne kaldı? Şaşırdığım şey şu; bunca bolluk, imkân ve ilgi karşısında Türk güreşinin içine düştüğü çöküntüyü düşünebiliyor musunuz? Ahh!.. Ne acı bir durum! Söyleyin, kim bunun sorumlusu? Biliyorum, suç samur kürk olsa kimse üstüne giymek istemez. Bakın, Serbest Güreş Milli Takımı Teknik Direktörü sevgili Yakup Topuz Hocam bile diyor ki, "Dört vizenin altı bize yakışmaz!" Naçizane ben de diyorum ki; "Türk gibi kuvvetli" sözüne ne oldu Yakup Hocam? Hormonlu gıdalar, genetiğimizi mi değiştirdi? Niye 4? Niye daha fazlası ile temsil edilmez Türk güreşi, olimpiyatlarda? Söyleyin, eksiğimiz nerede? Ustalar ve çıraklar! Bir toplumda ustalar, çırakların gölgesinde kalırsa o toplumda ilerleme değil patinaj olur! Vesselam! Adalet! Ayniyle vaki: İngiltere Enerji Bakanı Chris Huhne hız cezasını eşi adına yazdırdığı için "yalan beyan"dan bakanlıktan istifa etti, koltuktan oldu. Ama kamu vicdanında aklanmadı, şimdi "Adaletin tecellisini engellemek" suçuyla müebbetle yargılanıyor! Sisteme bakar mısınız; suçu da, cezayı da sümenaltı etmek yok. Pardon, kişiye özel hukuk ve nüfuz kullanmak da yok. Peki ne var? Herkes için eşit ve şaşmayan "adalet" anlayışı. Soruyorum size, böyle bir kültürde suça kim yeltenir, suçluyu kim, nasıl özendirir?