Eller EURO-2012 festivaline çıkıyor. Biz ise hâlâ "Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim, bir de dönüp baktım ki bir arpa boyu yol gittim" tekerlemesini söylüyoruz birbirimize; UEFA'nın kâbus gibi üstümüze gelen kararını beklerken. Heyhat! EURO-2012'deki favorim mi? Almanya. Plasem İspanya. Sürprizim Fransa. Şike de yalan teşvik de... Var!.. Yok!.. Koca sezonu lak lak ile bitirdik ama meşhur şike davası sürüyor hâlâ. Niçin bu vesvese? Niçin birbirimizdeki bu kusur arama yarışı? Adalet ve güven duygusu sarsılırsa; ana malzemesi içi hava ile dolu olan top oyununun düzeni, nizamı, intizamı kalır mı, hiç, hayır! Hele içeride ve dışarıda bu kadar baykuş var iken... Destursuz sahaya girenin hali duman olur iken. Uzatmayalım; 124 bin sayfalık iddianame, 8 aylık takip, 1 yıllık kovuşturma-soruşturma; hepsinin Tahkimce özeti; "Şike de yalan teşvik de.." diye; kısaca "Fili yuttu koca bir yılan, o da yalan bu da yalan" şeklinde özetleniyor ise, nasıl izah edilir, tüm bu olup bitenler? Duvar pası gibi TFF çatısı altındaki tezgahlanan oyun... Etik Kurul, birbirine taban tabana zıt; - ilki 'çerçeve', ikincisi 'genel'- rapor ile iki tablo çiziyor, "golü sen at" diye topu atıyor. PFDK o pası ihtiyatla tutuyor, "zemin müsait değil" diyor, TFF'ye... Çiçeği burnundaki Yıldırım Demirören yönetimi; "ay"ı kesip "yıldızcık" yapan sihirbaz maharetiyle Disiplin Talimatı'nın 58. maddesinden ek madde çıkarıyor. Yetmiyor, 105 diye ilave madde ihdas ederek pası tekrar PFDK'ya veriyor... Onlar da ETİK Kurul'un çerçeveden "Durum vahim" ölçeğinde gördüğü ama genelde yanıldığını (!) anladığı ve "Bunlar masumane hareketler" demeye getirdiği "8 maçta şike, 4 maçta teşvik... vs..." diye özetlenen hadiselerin tümü için futbolu temize (!) çıkaracak bir karar veriyor... ..Ki, o karar dahi vicdanlarda "Böyle de olmaz!" dedirten infiale yol açmışken, Tahkim Kurulu nihai kararla pas üstüne düşen pası kazıyor, temizliyor, cilalıyor ve ortada ne "şike" kalıyor ne de "teşvik"! Serdar Kulbilge'nin "2 yıllık hak mahrimiyeti" cezası bile 3 maça iniyorsa, kanun, hak, hukuk, adalet kavramları, mide bulandıran guguk noktasına geliyor ise bu ortamda Aziz Yıldırım ve arkadaşlarını hâlâ içerde tutmanın manası ne? Sorarım size, tamam Yıldırım suçlu da sistemi bozan, Yıldırımların yanlış yapılmasına göz yumanların hiç mi kusuru yok? Yeter!.. Yazmaktan yoruldum artık... Düzelen bir şey yok, eski tas eski hamam... İyisi mi, UEFA'sı, CAS'ı, FIFA'sı varın biraz da siz oyalanın şu 3 Temmuz garabetiyle! Bir Avcı vurdu beni Hep olumsuzlukları anlatacak değiliz ya, biraz da mutlulukları konuşalım. Gürcistan, Bulgaristan, Portekiz ve Ukrayna zaferleri mest etti beni, Millilerimizin... Helal olsun... Bir Avcı vurdu beni... Yüreğiyle, ruhuyla, samimiyetiyle, Ay-Yıldızlı formaya duyduğu aşkıyla... Hiddink, şu, bu... El yabanından gül tazesi olur mu hiç, hepsi masal... Tek gerçek öz benliğimiz... Nihayetinde ne varsa bu ülkenin çocuklarında var; Abdullah, Hamit, Mehmet, Volkan, Emre, Arda, Nuri, Burak, Mustafa, Umut ve arkadaşlarında var. Mert Günok, Hasan Ali, Bekir, Ömer, Tunay, Gökhan ve Sercan gibi genç yeteneklerin katkısı mı, kim inkar edebilir? Allahım, bu ne zenginlik? Bu ne coşkulu ve arzulu bir takım? "Bu çocuklar böyle güzel oynuyorlardı da, 2012 Avrupa Şampiyonası'nı neden kaçırdı, Türkiye?" Sahi, çocuklar neredeydiniz? TRT'nin ucuz yorumu! Portekiz maçından sonra TRT'yi izliyorum... O kadar ucuz, sıradan ve hafife alan bir yorumda bulunuyorlar ki... "Pes" demekten başka bir şey gelmiyor elimdem. İfadeye bakın; "Türk Milli Takımı, İBB gibi oynuyor"muş? Yapmayın beyler! Bu ifadeye; kargalar dahi güler! Hayır, "Türk Milli Takımı ilk defa Türk Milli Takımı gibi oynadı. Avcı; 21 futbolcu, üç ayrı sistem denedi, 5'te 4 yaptı ve başımızı öne hiç eğdirtmedi" demek bu kadar zor mu?