F.Bahçe çizmeyi aştı!

A -
A +

F.Bahçe'nin Lazio'yu nasıl eleyeceğini uzun uzun bu köşede yazmıştım geçen hafta.

Zerre sapma olmadı. F.Bahçe, çizmeyi çoktan aştı. Roma'ya tatile gitti.
Çünkü; Petkoviç'in eli daha bir zayıfladı. Laziolular ağzı ile kuş tutsa, Aykut Kocaman'ın müthiş uyumlu, arzulu ve disiplinli ekibi karşısında turu bulması zor. 
Çünkü, Kocaman ve ekibi UEFA Avrupa Ligi'nde finali kendine hedef olarak çoktan seçti.  
Takımın en genci Salih Uçan'dan en tecrübelisi Webo'ya kadar herkes Amsterdam'dan İstanbul'a kupa getirmenin hayali ile yaşıyor. 

Galatasaray bir kez inandı ve...
"İnanmak, başarmanın yarısıdır!" derler.
G.Saray, Şampiyonlar Ligi'nde bir kez inandı ve "devrilmez" denilen "dev"i Arena'da devirdi. 
Hem de Real Madrid efsanesine bu sezon bir maçta 3 gol atan ilk ve tek takım unvanını elde ederek...
İşte, Realite bu!
İşte zaferi getiren sihirli kelime bu;
"İnanmak!"
Ama gel de inandır inandırabilirsen rakibi dev aynasında gören o kafaya, "Futbolda olmaz olmaz" kaidesini!

Sevinç ve hüzün
Ahhh!.. Gel de yanma!
Gel de yazma arkadaş; tarihi değiştirecek fırsatın kaçışına ilişkin yanlışlar manzumesini.
Tesadüfte aradık turu; oysa en başından "inanmak" gerekirdi.
Ahh... O kafa ahh! 
Cesareti kırılmış. 
Süngüleri düşmüş. 
Kafadan teslim bayrağını çekmiş. 
Sonra; korku imparatorluğunun için için sindirdiği o köhne zihniyetin tur üretmesini bekliyoruz, bu mümkün mü? 
O köhne zihniyet sadece G.Saray'a Şampiyonlar Ligi'nde yarı final kaybettirmedi. Aynı zamanda bu ülkenin - itibarsızlaştırılan - zengin futbol potansiyelini de "atıl" kapasiteye dönüştürüp, umudunu kırarak "acizler ordusu"na çevirmek istedi ama başaramadı. 
Silkiniş müthişti... Ama Arena'daki "gurur" adlı oyun, ağzımıza çalınan bir kaşık bal tesellisinden öte gidemedi.
Sonuçta sıkılmış limon posası niyetine Devler Ligi'nin dışına atılmadı koca G.Saray? 
Buna nasıl katlanılır?
Yazık! 
Ağlanacak halimize seviniyoruz.
Söyleyin buna sevinmek mi lazım yoksa "kendi kendini yok eden" o "harakiri"yi çağrıştıran güce bakıp, üzülmek mi?
Kaçtı! 
Maalesef, bir devri değiştirecek tarihi fırsat kaçtı. 
İşte, ben buna yanıyorum.  

Hedef ve hayal!
Bir düşünün:
Vizyon, tutku, hayal, strateji ve hedef kavramlarını...
Bu kavramların neresinde G.Saray?
Ahh Selçuk.
Ahh Burak.
Ahh Semih.
Ahh Hamit.
...ve de UMUT!
O ne telaş, o ne panikti öyle!
Söyleyin, G.Saray için büyük hedeflere odaklanmak bu kadar mı zor?
Söyleyin, sizdeki o emsalsiz yetenek, güç, azim, irade, arzu, disiplin ve potansiyeli tur gitmeden önce fark etseniz de o basit gollere izin vermeseydiniz, ne olurdu, bir düşünün. 
Arena'daki farkı Bernabeu'da gösterebilseniz, bugün "teselli" yerine "tur" coşkusunu yaşıyor ve Devler Ligi'nde final hayali kuruyor olmaz mıydı bu ülke?
Yazık kaçtı, o tarihi final!
Neden mi? Etkili iletişimin yerine araya duvarlar örüldüğü için... 
Medya, teknik adam, futbolcu, yönetim, taraftar ve futbolun aktörleri arasında sinerjiyi ortaya çıkaracak, doğru bağ kurulamadığı için. 
G.Saray'ın içindeki yarım devrelik o ultra gücü fark eden bir spor yazarı olarak yıllar yılı, "etkili iletişim" diye çırpınışımın sebebi bu. 
Arena'nın paha biçilmez yıldızları Drogba ve Sneijder, şimdi, anlıyor musunuz beni!
Hâlâ anlamamakta direniyorsanız, lütfen kafanızı iki elinizin arasına alın ve G.Saray turu başarsaydı neler değişecekti bu ülkenin futbolunda bir onu düşünün.


UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.