Sanki Kadıköy'de festival vardı.
Müthişti, F.Bahçe-G.Saray derbisi.
Son yıllarda seyrettiğim en tempolu ve en anlamlı mücadeleydi.
İnanın her anı heyecan doluydu.
Koca 45 dakika nasıl geçti anlayamadık, top bir o kalede bir bu kalede.
Gökhan Gönül'ün Drogba'nın önündeki topu elle oynaması açık bir penaltıydı. Cüneyt Çakır haklı bir kararla beyaz noktayı gösterdi.
Bir beklenti oluştu; Gökhan o pozisyonda son adam mıydı, sanırım değildi.
Burak harika bir vuruşla kaleci Volkan'ı ters köşeye yatırdığında aklımdan şu düşünce geçti. "Klasik F.Bahçe yaklaşımı; gol yemeden gol atmayı beceremiyor."
Zira futboldaki "atamayana atarlar" kuralını işleten o penaltı golüne kadar F.Bahçe Sow ve Webo ile üç net fırsattan faydalanamamıştı.
F.Bahçe golü yiyip, geriye düşmesine rağmen Aykut Kocaman'ı hücum düşüncesinden ve buma yönelik on bir seçiminden dolayı takdir ettim.
Cesur, akıllı ve kontrollü gerçek bir stratejistti.
Fatih Terim için bir şey söyleyemiyorum çünkü o tribündeydi.
Takdir ettiğim bir başka olay da Emre Belözoğlu'nun G.Saraylı oyunculara atılmak istenen yanıcı ve yaralayıcı maddeler için "önce bana atın" dercesine fedakâr davranışıydı.
Ama sonrasında saha içinde yaşadığı sürtüşmelerle de "klasikleşmiş" tavırlarını sürdürmeyi ihmal etmedi o Emre.
G.Saray'ın alarm veren yanı savunmasaydı.
Özellikle Semih, Gökhan Zan ve Rierra saatli bomba gibiydi.
Gökhan Gönül, Emre ve Kuyt zaman zaman da Sow G.Saray'ın sol tarafını maden bulmuş gibi işlediler Webo ile harika iki gol bulup, sezona anlam kazandırdılar.
Şampiyon olamasa da şampiyonu yenip Şampiyonlar Ligi'ne yer ayırtarak.