Antalya önündeki oyundan F.Bahçeli dostlarım, hiç memnun değil, "Bu nasıl bir oyun?" diye soruyorlar. Sadece oyundan mı memnuniyetsizler, hayır! Alex, Niang, Semih'ten de kısaca Gökhan dışında her şeyden şikâyetçiler. "Büyük takım kötü oynarken de kazanmasını bilendir" dolmalarına gelmiyorlar, "Biz bu kafa, bu oyun ve bu takımla bu ligde şampiyon olamayız?" kaygısını haykırıyorlar. Kaygılanmakta haklılar. Çünkü F.Bahçe'nin futbolunda ne bir orijinallik var ne de Veselinoviç, Zico ve Mustafa Denizli'nin şampiyon kadrolarındaki o heyecan yüklü kazanma tutkusu! Körlemesine oynuyor Aykut Kocaman'ın takımı. Bir oyun kurguları mevcut olmadığı gibi ne oyun kurucuları ne de bu sıkıntılı yapıyı değiştirecek taktik zenginlikleri var. "Hamle" diye yapılan Kocaman'ın kenar müdahaleleri bakıyorum öyle etkisiz, öyle silik ki, hani Gökhan'ın takımın tüm olumsuzluklarını kapatan o jeneriklik "Gönül" golü olmasa her halde bugün hali duman olacakların en başında Kocaman yer alırdı. İşte böyle bir durum karşısında, futbolumuzda rol model olan F.Bahçe Sportif Direktörü'nün o örnek profilini düşününce Aykut Hoca'ya da üzülüyor insan! Yazık, gerçek şu ki, mevcut kadro içinde Aykut Hoca hangi manevrayı yaparsa yapsın, elinde takımı ateşleyecek Guti gibi bir beyin yok. Hoca'nın böyle bir yıldıza çok ihtiyacı var. Çünkü, ne Alex eski Alex, ne Mehmet Topuz ne de Selçuk o kapasiteye sahip! Var mı bir çıkar yol gösterecek olan?.. Napolyon diyor ki? "Acı çekmek ölmekten daha çok cesaret ister!" Aydınlar için erkenmiş! Tam 12 yıldır, görevde olan Başkan Aziz Yıldırım, Mehmet Ali Aydınlar'ın F.Bahçe başkanlığı için "daha erken" buyurmuş. Ne güldüm ne güldüm! Aydınlar, 55 yaşında, önünde bir 50 daha yok. Neye göre erken bu başkanlık, söyler misiniz? İsterseniz ben söyleyeyim, "Başlattığınız projeler var. Sizin iradeniz dışında bir yönetim gelirse, yarım kalır" diye düşünüyorsunuz, o yüzden de bu göreve herkesten çok kardeşiniz Ali Yıldırım'ın gelmesini istiyorsunuz. Öyle değil mi? Erzurum'da olimpik heyecan! Universiad-2011 sebebiyle, Dünya gençliği, yönetici, hakem, teknik adamıyla binlerce insan, 26 Ocak - 5 Şubat arasında Erzurum'a akın edecek. Sadece yarışmayacaklar, doğudaki medeniyetlerin izlerini, tarihi ve turistik güzellikleri ülkelerine taşıyacaklar, bir kültür elçisi olarak. Kim bilir, bu sayede bölge Davos'un yerini alacak. Ama, GSGM Genel Müdürü Yunus Akgül'ün altını çizdiği "Spor sadece spor değildir, içinde temsil, tanıtım ve diplomasi de vardır" inceliğini gel de anlat, anlatabilirsen bizim kulağının üzerine yatmış olan spor medyasına. Guti güneşi! Futbolcu filan değil, başka bir şey o. Tıpkı, Samanyolu galaksisindeki güneş gibi, etrafında toplamış 9 yıldızı, insanı büyüleyen bir oyunla yörüngesinde seyri alem yaptırıyor. Helal olsun! Oran, 14'te 4 Devşirmeleri "yerli" saymazsak, Schuster'in Buca maçında forma verdiği, 14 oyuncudan sadece 4'ü yerli. Bu tabloya bakıp; sevinelim mi, üzülelim mi? Sahi ne olacak bizim çocukların hali? Beşiktaş'ın marka değeri! Vay, vay, vay! O nasıl bir Beşiktaş öyle, üç adamla bir takım bu kadar değiştir mi, değişmiş. Ligin ilk yarısındaki Beşiktaş ile Buca önündeki takım arasında gece ile gündüz farkı var. Guti ve Simao, Almeida ve Fernandes'in yanında Nobre bile aşka gelmiş. Schuster etkisi bu olsa gerek! Bugünkü Beşiktaş'ın marka değeri ile ligin ilk yarısındaki değeri aynı olabilir mi, asla olmamalı! Şimdi Sayın Başkan Yıldırım Demirören çıksa yayıncı kuruluşa, lige ismini veren Spor Toto'ya ve sponsor kuruluşlara, ''Lige kattığım hava, ekrana getirdiğim reyting ve marka değerine yaptığım etkinin farkını isterim" dese, buna hakkı var mı, yok mu?