Kanalturk'te sevgili Serhat Ulueren, "Özel haber çıkmıyor" denilen G.Saray'ın hücrelerine giren harika bir program gerçekleştirdi, tebrikler. Programda İnan Kıraç, "G.Saray'ı ancak biz kurtarırız" anlamına gelen çok çarpıcı bir yapılanmadan söz etti. Gölge yönetimde Başkan Ünal Aysal, Futboldan Sorumlu Yönetici Faruk Süren, Ali Dürüst vs... Anlatılanlara hiç şaşırmadım, G.Saray'ın ağır ağabeyleri böyle kaotik durumlardan kendilerine vazife çıkarırlar. Çözülmez denilen problemlere çareler üretirler, bu da onlardan biri diye düşündüm. "G.Saray'ın içinde gladyo var" vesvesesine hiç kapılmadım, Ancak Kıraç konuştukça anladım ki, beyefendi, günümüzdeki spor yapılanmasından bihaber; ne G.Saray'ın gerçek borcunu biliyor ne aktif ve pasiflerini ne de mevcut yönetimin G.Saray için yaptığı projeleri. Sadece profesyonel futbolun saha sonuçlarına takılıp kalmış! Zannediyor ki, Aysal'ın 100 milyon dolar bağış yapması ile problemler çözülecek. Bu hayalden başka bir şey değil. Zira G.Saray'ın problemi mali mi, değil! Ayrıca merak ettiğim bir şey var, İnan Kıraç'ın adayı Aysal'a, - Galatasaray hisselerini elinde tuttuğu dönemde kulüpten dolar bazında yüzde 20 faiz talep ettiği - iddiası orta yerde dururken Galatasaray Genel Kurulu hiç böyle birine teveccüh eder mi? İşin püf noktası işte burada! Çakar "Ulan" yakışmadı! "Eğitimsiz" desem değil, "eğitimli" hem de "Doktor" unvanlı. "Nezaketten bihaber" desem, büyük haksızlık ederim, Mustafa Çakar gibi doktor bir beyefendinin oğlu. Üstelik medeniyetin beşiği İstanbul'da büyümüş! O halde, böyle donanımlı birinden nasıl, G.Saray ve ay-yıldızlı forma altında bu ülkeyi başarıyla temsil etmiş, hâlâ eden ve gelecekte de edecek olan Arda Turan gibi bir değere "Ulan" ifadesini kullanabiliyor? Nasıl oluyor da bu argo söz çıkıyor o ağızdan? "Dilinin kemiği yok, ölçü bilmiyor" desem, işin aslı o da değil. Çakar bunu hep yapıyor. Hem de beyninden geçeni, onlarca kere süzgeçten geçirdikten sonra o nahoş sözü, bilerek, isteyerek ve taammüden söylüyor. Peki, niçin, reyting uğruna, değer mi? Milyonların önüne çıktığında insanın kimyası değişir mi, maalesef değişiyor! Çakar, "Ulan" yakışmadı, inan sana! "Necip" TFF uyuyor mu uyutuyor mu? Hiç içime sindiremedim, Beşiktaşlı Necip'in Trabzonspor maçında oynamak adına Medical Park Antalyaspor karşılaşmasında kasten gördüğü sarı kart sonrası cezalı duruma düşme kurnazlığını. Tam bir hafta bekledim objektif sorumluluk taşıyanlar, yanlışı görür de tedbir alır ve o kurnazlığın Türk futbolunda örnek olması önlenir, diye. Fakat ne gezer? "Etik" davranışlara "davet" anlamında bir fırsat ve milat olması gereken o talihsiz Necip olayı güme gitti. Heyhat! Necip, "temiz" demek! Adı gibi temiz olması gereken gencecik beyinler, futbolda cin olmadan şeytan çarpmaya çalışıyorlar. Ne büyük bir ayıp! Ne acıdır ki, bizim ülkemizde bunun adı da "profesyonellik" ya da "taktiksel tercih" oluyor. O kafa sebebiyle futbolda bir arpa boyu yol alamıyor. İşte acı gerçek; ne dünyada esamemiz okunuyor ne de Avrupa'da! "Necip" yani "temiz" TFF uyumuş olabilir mi, kesinlikle hayır. Hele, hafızalarda tazeliğini koruyan Ajax-Real Madrid örneğinde UEFA'nın sergilediği tavır ortadayken. Fakat bizim TFF de, Etik Kurulu da, PFDK da kulağının üstüne yatmış durumda. Söyleyin, doğrusu hangisi, TFF'nin vurdumduymaz hali mi yoksa UEFA'nın tavizsiz duruşu mu? UEFA ne yaptı? Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener ve kurullarındakiler için; olur ya unutmuş olabilirler diye, Necip olayına benzer bir durumda UEFA'nın ne yaptığını hatırlatayım. Hani UEFA, Real'in Şampiyonlar Ligi'nde Ajax'ı Amsterdam'da 4-0 yendiği grup maçında Sergio Ramos ve Xabi Alonso'ya kırmızı kart görme talimatı veren Jose Mourinho'ya bir maç ve 40 bin euro para cezası verdi. İkinci sarıdan atılan Ramos ve Alonso'ya 20'şer bin euro, talimatı futbolculara ulaştıran yedek kaleci Jerzy Dudek'e 5 bin, kaleci Iker Casillas'a10 bin, Real Madrid kulübüne de tam 120 bin euro para cezası verdi. Peki, bizim TFF ne yaptı, en küçük bir tepki gelmedi ne Etik Kurulu'ndan ne de PFDK'dan? TFF uyuyor olabilir mi yoksa uyutuyor mu?