Şike soruşturmasında üçüncü gün... Aziz Yıldırım bombalamaya devam ediyor. Hedefteki adam, Rıdvan Dilmen ve Aykut Kocaman'ın bir süre önce "gizli" görüştüğü Mehmet Ali Aydınlar... Soruşturma ve sözünü ettiğim "gizli" görüşme futbolun öteki; zifiri karanlık yüzünü ortaya koyan, olaylar manzumesi! Samimiyetsiz, çirkin ve korkunç hile ve desiselerle dolu bir oyun içinde oyunlar zinciri! Hâl böyle olunca spor gazeteciliği, ne yazık ki "polis-adliye" muhabirliğine döndü. Spor gazetecileri de, spor sahalarından Metris-Silivri hattında mekik dokuyor. Buna rağmen her kesimin hâlâ ilgi odağı, bu meslek... Bizim medya da iki gruba ayrılmış durumda. Bu meslekte emekleyerek zirveye ulaşanlar olduğu gibi paraşütle inenlere de rastlanır. Birinci tip "emekçi"dir; kar-kış, gece-gündüz, yağmur-çamur, hırlı-hırsız, demeden, gerçeğin peşine düşer, haberi kovalar. "Manşet" beklentisine tutulduğu haber; editörlük müessesinde altın makas marifetiyle tek sütuna inse de "Bu da neyin nesi?", demeye fırsat kalmaz. Çünkü iş iştir takip ister, bu meslekte, mesai mefhumu tanımaz. Emekçi gazeteci üzülse, kahrolsa da yıkılmaz, "Yılmak yok" der, iyice hırslanır, yeni ve daha önemli bir haberin peşine düşer. Nihayetinde habercinin görevi habere ulaşmaktır. İkinci tip gazeteci ise -çoğunun adı, "spor yorumcusu"dur- sırça köşktedir, işin kaymağını yer. Çevresi de nüfuzlu insanlardan geçilmez! Oturduğu yerden; genç meslektaşının saatlerce nöbet tutarak ulaştığı habere senaryolar yazar. Alaycı ve tepeden bakan bir eda ile de "Senin kapı önünde ulaşamadığın bilgilere oturduğum yerden ulaştım, neleri kaçırmışın, yarın oku?" diye hava yapar. Ama?.. "Hava" bu; rüzgârı da fırtınayı da, içinde barındırır. O hava, bir gün insanı bulutların üstüne taşısa da, ertesi gün yalçın kayalıklara bırakıp, akbabalara yem edebilir. Onun için; hava ile kahramanlık olmaz! Bu meslekte o havaya güvenip, üstüne vazife olmayan işlere yeltenip; yönetim kurmuş, devirmiş, en acısı da sonunda kurduğunu sandığı iktidarın elinde oyuncağa dönmüş olanların bütün saygınlığı ve kariyeri bir anda havaya gider. İşte bu noktada medya; "bizden olanlar-olmayanlar" ayırımı yapmaksızın sepetinde ne varsa "iyi, kötü, güzel ve çirkin" hepsini ortaya döker ve döner bir gün kendi yıldızının haberini yapar. Futbolun öteki yüzündeki ucuz kahraman "şeytan mı, melek mi?" diye. GÜNÜN SORUSU F.BAHÇE'Yİ ELE GEÇİRMEK İSTEYENLER KİM? Başkan Aziz Yıldırım, "Bu operasyon, F.Bahçe'yi ele geçirme operasyonu" dedi, Aydınlar'ın da adını verdi. F.Bahçe'yi F.Bahçe'nin dışındaki insanlar ele geçiremeyeceğine göre, Aziz Başkan'ın tahtını kim, nasıl sallar? Ayrıca bir oyla yönetime gelinemeyeceğine göre, Aydınlar'ı destekleyen çoğunluğu nerede? ...Ve o çoğunluğu kim yönetiyor? Aydınlar sıfırı tüketti! Umarım ve dilerim; Rıdvan Dilmen'in anlattıkları doğru değildir. Eğer, Dilmen-Kocaman ve Mehmet Ali Aydınlar üçgeninde geçen o pazarlıktaki "Yöneticileriniz şike yapmış" cümlesi doğruysa; gönül galerimdeki o büyük şahsiyet; insanlık adına, görevini yapmayan biri olarak resmen sıfırı tüketmiştir. Tabii bu bir kongre tuzağı değilse... Tabii bu, F.Bahçe'deki iktidar savaşının kurnaz bir stratejisi değilse. Ama Dilmen'in anlattıklarının tek kelimesi doğruysa Aydınlar'ın "doğru insan" efsanesi Saddam'ın heykeli gibi yıkılıverir. İşte sırf gazetecilik aşkıyla Aydınlar'ı aradım ve sordum. "Rıdvan'ın anlattıkları doğru değil" dedi. "Neden, böyle bir şey uydursun" dedim. "Rıdvan'ı tanırsın" karşılığını verdi. "Bir yanlışını görmedim" dedim. Sustu... "F.Bahçe Başkanlığı'na aday mısın?" diye devam ettim. "Hayır, böyle bir niyetim yok" dedi. Futbol Federasyonu Başkanlığı'na yeniden aday olup olmayacağını sordum, "İstifa eden biri geri döner mi?" diye sordu. "TFF Kongresine gidecek misiniz" dedim. "Gideceğim, bütün gerçekleri orada anlatacağım!" dedi. Şimdi, Aydınlar'ın medyaya anlatmadığı o gerçekleri merakla bekliyorum.