Ah, şu halı sahalar!.. Mayınlı arazi gibi korku saçıyor. En son üzücü haberi Rıdvan Dilmen'den aldık. Halı sahada kalp krizi geçirmiş. Neyse ki, ucuz atlattı, geçmiş olsun ama o sahalarda o riski yaşayan sadece Rıdvan mı, hayır, yüzlercesi var. Adı sanı bile okunmuyor. Yıllar önce benim başımdan geçti, öyle bir kriz anı. Astım, bronşit, bronşektazi özetle KOAH'lık halime bakmayıp, bizim servisin futbol rekabetinde oyuncu olmaya kalktım, az daha hayatımı kaybediyordum. Sahaya yığılıp kaldım. O günden beri futbol topuna ayak vurmaz oldum. Fakat bu öyle bir tutku ki, sahalarda yaşanan onca ölüm olayına rağmen ülkenin her ilinde, hatta köylerinde dahi pıtrak gibi halı saha fışkırıyor. Söyler misiniz, bunların kaçı standartlara uygun? Kaçında sağlık hizmeti veriliyor? Daha da önemlisi o sahalarda oynayanların kaçı sağlık kontrolünden geçmiş olarak maça çıkıyor? Maalesef, hiçbiri! Kardiyolog Prof.Dr. Hüseyin Şenocak, Doc.Dr. Mehmet Eren, orta ve ileri yaştakilere, kalp krizi riskine karşı halı sahadan uzak durmalarını tavsiye ediyor ama dinleyen kim? Sihirli üçgenin şampiyonu! Siz üç bilinmeyenli denklem de diyebilirsiniz ama benim için Spor Toto Süper Lig'in şampiyonu çoktan belli, o da Trabzonspor, başkası değil! Neden; Bordo-mavililer, kaybedeceği kadar puanı kaybettiler. Artık, Şenol Güneş ve ekibinin böyle kritik geçişleri başardığı zaman. Trabzonspor'un kendine gelmesi için bir galibiyet yeter. Onu da bu hafta alırlar diye düşünüyorum. F.Bahçe, Manisa'da geriye düştüğü maçı kazanarak çok iyi bir hava yakaladı ama büyük yarışının baskısı altına girdi. Bu stresi lig sonuna kadar puan kayıpsız taşımaları zor! Bursaspor derseniz, maç kazanıyor ama iyi futbol oynayamıyor, çekirge misali bu oyunla daha kaç maç kazanır ki? Bu lige deterjan lazım! Güler misin, ağlar mısın? Bu ligin marka değerini koruması gerekenler yarışta geriye düşünce fair play adına topluma verdikleri sözü unutup, Spor Toto Süper Lig'in temiz olmadığından dem vuruyorlar. Heyhat!.. Bu ne büyük bir gaflet? "Bu lige deterjan lazım" imasında bulunan yetkililere soruyorum, bindiğiniz dalı kestiğinizin farkında mısınız? Söyleyin, "Bu nasıl sorumluluk anlayışı?" Polat'ın feryadı! G.Saray'ı G.Saray yapan özelliklere ne oldu? Genetiği ile oynanmış da,106 yıllık gelenek müzeye kaldırılmış gibi, sanki geriye pop kültürünün enkazı kalmış. Yazık! Şikâyet üstüne şikâyet... Ne "Söz gümüş ise sÜkut altındır" ne de "Ağır otur batman döv" ifadelerinin önemi kalmış. O "gelenekçi" bildiğimiz G.Saray bambaşka bir kimliğe bürünmüş. Diyeceksiniz ki, G.Saray geleneğinde ne vardı ki, nezaket, zarafet, incelik, sevgi ve saygı. O ortamda, her ortamda her düşünce açıklanmazdı. En sert olaylar karşısında bile tepki kontrol altında tutulur, "Kan kustuğu günlerde" dahi "Kızılcık şurubu içtim" dercesine ser verilir ama sır verilmezdi. O yüzden, G.Saray için "kapalı kutu" denirdi. Kulübün başkanları da diplomat gibi; 40 kere düşünür bir kere konuşurdu. Ama konuştular mı, havanda su dövmez, objektif sorumluluktan söz eder, muhatabı kim olursa olsun silkeler atarlardı. Taa ki, Ali Tanrıyar Başkana kadar bu ciddiyet devam etti. Ama ne olduysa, Tanrıyar Başkanın, "G.Saray'ı sevmeyen ölsün!" magaziniyle birlikte oldu. O saygın imaj erozyona uğradı. G.Saray başkanlarının herkeste derin saygı uyandıran ve o tesirli söylem ve eylemleri yerini günlük telaşa bıraktı. Yazık! Artık, G.Saray Başkanı Adnan Polat ne kadar infial gösterirse göstersin, maalesef o sözlerin eski tesiri yok.