UEFA neyin peşinde? Hani bir söz vardır, "Düğün değil bayram değil eniştem beni niye öptü?" diye.
İşte, Türk futbolunun keyfine limon sıkan UEFA'nın Beşiktaş ve F.Bahçe aleyhindeki son Disiplin Kurulu çıkışı aynen böyle bir hadise.
Peki neden bu çıkış?
Anlaşılır gibi değil, anlaşılacak gibi de değil. Ancak oldukça düşündürücü.
Önce şu 3 Temmuz süreciyle ilgili UEFA'nın tavrını hatırlayalım.
"Biz sportif hukuka bakarız. İdari hukuk bizi ilgilendirmez" diyen de bir yıl cezalandırdığı F.Bahçe'yi Şampiyonlar Ligi'ne kabul eden de bu UEFA değil miydi?
Evet, kalıbımı basarım bu UEFA'ydı.
Bitmedi, TFF'nin Türkiye'de çok tartışılan ve ETİK Kurul'un birbirleriyle çelişen taban tabana zıt iki raporundan, "şike de var, teşebbüs de" anlamına gelen ilkini değil de, aynı hukukçuların dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen gariplikteki "Büyük fotoğrafta şikeye rastlanmamıştır. Pardon - 'şike sahaya yansımamıştır" şeklindeki ikinci raporu kabul edenler yine bu UEFA değil miydi?
Evet onlardı.
Bitmedi, Trabzonspor'un haykırışı karşısında "Biz, TFF'yi tanırız" diye topu taca atan Platini'nin adamları değil miydi?
Evetttttt. Ne oldu da tanırım dediği TFF'yi tanımaz oldu, UEFA?
Yargıtay kararını mı açıkladı, hayır.
Doğrusu anlamak da zor, anlatmak da.
Sakın, Platini "Adalet istiyor" demeyin bana, buna inanmam.
Çünkü en büyük adaletsizliği yapan onlar.
Hem de 2020 Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapacak aday şehrin belirleneceği şu günlerde.
Yazık değil mi Türkiye'ye?
Düşünüyorum, Türkiye'den ne istiyor olabilir UEFA'cılar?
Dedim ya, UEFA'yı anlamak zor, anlatmak da.
Diyorlar ki, bu defa Platini değil UEFA Disiplin Kurulu istedi.
Neyi?
Beşiktaş ve F.Bahçe için Avrupa yasağının getirilmesini ve şahıslarla ilgili hak mahrumiyetlerini.
Peki Sayın Platini ve bizim Şenes Erzik Beyin de içinde olduğu UEFA Yönetim Kurulu üyelerine sormazlar mı, "Niye bu kadar beklediniz?"
Lütfen, gerçeği anlatın ama sadece gerçeği.
GÜNÜN SORUSU
Düğmeye kim bastı?
Karaman'ın sözleri
Muazzam!
Trabzonspor'un sportif menajeri Ünal Karaman müthiş bir perspektif çizdi.
Sadece Trabzonspor için değil Türk futbolunun gerçekleri üstüne.
Vizyon, hayal, tutku, strateji ve hedef noktasında.
Bayıldım.
Bir daha, bir daha, bir daha okudum o "Türk futbolu nasıl kurtulur?" sorusu üstüne üniversitelerde tez olabilecek o harika tesbit ve çözüm önerilerini.
Biliyorum, birileri yine "Lafa değil icraatta bakalım" diye keyfime limon sıkacak, sıksınlar. Ben, Karaman'nın sözlerinin hâlâ etkisindeyim.
Lütfen sizde okuyun, bayılacaksınız.
Helal olsun Ünal kaptan!
İşte futbol adamlığı bu vizyonun başarısında saklı, umarım bu harika söylem havada kalmaz.
Kibyra'dan
Sagalasos'a
Ne oldum deme ne olacağım de?
Sırlar, hazineler, tarih, medeniyet ve olağanüstü bir tabiat zenginliği.
Hepsi içiçe... Hem de hayret verici bir yakınlık ve güzellikte.
Nereden mi, bahsediyorum, anlatayım.
Yıllardır yanıbaşından geçtiğimiz ama bir türlü farkına varmadığımız Gölhisar'daki antik olimpiyatların ilk ateşinin yandığı Kibyra'dan, Burdur'daki imparatorların gözde şehri Sagalasos'tan bahsediyorum.
İtiraf edeyim dünyanın hiçbir yerinde böyle bir güzelliğe şahit olmadım. Daha fazla anlatmayacağım çünkü çarpıcı gezi yazısına saklıyorum.
Ancak bu etkileyici kültür turu ve Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'ndeki son derece faydalı geçen konferans için bu sütunlarda teşekkür etmem gereken şahsiyetler var.
En başta Gölhisar Belediye Başkanı Sayın Veli Cantilav, Meclis üyesi Bülent Okunakol, Burdur Valiliği, Belediye Başkanı ve Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörü Mustafa Saatcı ve spor dünyasının önemli simalarını bu etkinlikte buluşturan Alaattin Koruk'a şükranlarımı sunuyorum.