Sakın bu soruyu bizim sevgili Fatih Altaylı'ya sormayın... Hele Hıncal Uluç'a hiç sormayın... Çünkü ikisinin de cevabı belli; "Ölmüş de ağlayanı yok" diyecekler. Peki gerçek öyle mi? Bence değil... Söyleyin lütfen, G.Saray'ın durumu Beşiktaş'tan daha mı kötü? Sonra ölçü ne; performans, itibar, istikrar, tesisleşme mi yoksa ekonomi mi? Eğer ölçü lig performansı ise onu; "F.Bahçe'yi ilk yarı lideri yapan ve G.Saray'ı 4 puan geriye atan şey... Tek maçlık bir denge!" diye geçen hafta anlattık... O denge maçını F.Bahçe değil de G.Saray kazanmış olsa bugün ilk yarıyı 2 puan önde lider kapatacaktı. Yerden yere vurulan Başkan Özhan Canaydın da başa taç edilecekti. Hesap bu kadar basit. Ama elbette Başkan'a bu kadar yüklenişin sebebi bir maçlık sonuç değil. O halde niçin? Mart'taki seçim için... Mart'taki kongreye Canaydın'ın girmemesi, Ali Dürüst'ün önünün açılması için... Fakat Dürüst'ün gözünü Canaydın'ı yerden yere vuranlar kadar hırs bürümüş değil... O, aynı silahın bir gün kendisine de döneceğinin farkında... Bu zarfa gelmiyor... Bekliyor, araştırıyor... O da nereden çıktı, derdimiz, G.Saray'ın kasasının tam takır olması mı, diyorsunuz? O halde yanlış insana yükleniyorsunuz... Çünkü o kasayı Özhan Başkan boşaltmadı... Kimlerin boşalttığını da siz herkesten daha iyi bilirsiniz!.. Bilmediğinizi iddia ediyorsanız şöyle Faruk Süren dönemine doğru uzanın... Mehmet Cansunlu günlere gelin. ... ve elinizi vicdanınıza koyup şu sorunun cevabını açık yüreklilikle verin... Bugün başkan adayı olması için zorladığınız Ali Dürüst'ün de yer aldığı yönetimlerden beri G.Saray kulübü tüm yarışları borç altında yürüttü mü yürütmedi mi? Burada bir hakkı teslim edelim... Bu borç ne öncekilerin ne de bugünkü yönetimin suçu... Maalesef, Turkcell Süper Ligi'nde haksız bir rekabet var... Bir tarafta oldum olası çok cömert davranan F.Bahçe yönetimleri... Diğer tarafta cebinde akrep varmış gibi hareket eden G.Saray yönetimleri... Yani; ekonomik açıdan deste boy ile baş güreşçisini kapışmasına benzer sahneler. Sorarım size bu ne kadar hakça bir güreştir? Bir soru daha; hangi sistem daha doğru? Alp Yalman'dan beri süre gelen elini cebine atmayan G.Saray'daki sistem mi, yoksa F.Bahçe'de Ali Şen ile başlayan bonkör yöneticilik tarzı mı? Elbetteki ikincisi daha doğru... Nitekim UEFA'da kulüpleri kendi kaynaklarıyla büyüyen yapıya zorluyor... Ama burada da sigorta ana merkezden atmış... Kulüpleri denetlemesi gereken Futbol Federasyonu'nu yönetenler salonlarda "UEFA kriterleri" üstüne nutuklar atarken kulüplerin ekonomik gelişimleriyle ilgili asıl yapması gereken "denetim hakkı" görevini hep savsakladılar... Kulüplerin hoyratça transfer harcamalarına göz yumdular... Kazandığın kadar harca diyemediler. İşte o sorumsuzluk, G.Saray'ı böyle bir çıkmaza sürükledi. Şimdi bütün bu gerçeklere sırtını dönerek "Vur abalıya misali" Canaydın'a yüklenmenin adı insafsızlık değil midir? Kaldı ki maksat isimleri ve resimleri mi tartışmak yoksa projeleri olgunlaştırarak aklıselimi hakim kılacak çözümler mi üretmek? Lütfen Türk futbolunun gelişimi adına körü körüne kavgadan vazgeçip, aklıselimi hakim kılacak bir tarzı seçin!.. ------ Belirsizlik! Şu günlerde en çok karşılaştığım soru şu: "Federasyon seçimleri ne olacak? Başkan kim seçilecek?" İnanın, "Şampiyon kim olacak?" sorusundan daha çok merak uyandırıyor bu seçimler. Fakat ortada bir belirsizlik hakim... Delege yapısında en güçlü görülen Haluk Ulusoy'un aday olup olmayacağı bile bu yazı yazılırken netlik kazanmış değildi. Anayasa Mahkemesi "yüksek okul şartını kaldırıp" Haluk Bey'in önünü açtı... Ulusoy ailesi ne diyecek bu adaylık meselesine? Mesela Ayhan Bermek'in gövde gösterisi yaptığı toplantıya katılan Başaran Ulusoy neden Haluk Bey'in yanında değil de Bermek'in toplantısında? Eminim Haluk Bey de merak etmiştir bu sorunun cevabını. Kanaatimce bu dönem Haluk Bey izleyici olur... Ama Haziran'da affetmez daha güçlenmiş olarak gelir. Bu dönemi bir emanetçi ile geçirmeyi yeğler. Bermek mi, takdim süper... Hazırlık tamam... Ama ya delegeler? Hele, F.Bahçe ile Beşiktaş'ın kol kola girdiği bu kongrede bu ittifakın desteğini almadan seçilmek mümkün mü? M. Ali Yılmaz mı, o bu tür seçimlerin yabancısı değil... 6 ay için asla yönetime gelmez... Orası kesin... Kanaatim o ki istediği ortamı bulamayınca, bir kere daha çekilir... Cemal Aydın ile Levent Bıçakcı!.. İkisi de henüz meydana çıkıp el bağlamış değil... Aydın, Ulusoy'un, Bıçakcı da Kulüpler Birliği'nin kararını bekliyor... Şenes Erzik mi? Pusuya yatmış, önümüzdeki yıl yapılacak FIFA seçimlerinin hesabını yapıyor. Vatandaş ise, "UEFA normlarıyla hareket eden" Bıçakcı gibi bir centilmeni değil de Ali Şen ve Aziz Yıldırım gibi "masaya yumruğunu vuracak!" dediğim dedik tarzı birini başkan olarak görmek istiyor... Her konuşması sansasyon olacak, medyatik bir başkan! Kurummuş, vizyonmuş, temiz futbolmuş; havuz gelirlerini yüzde 76 artırarak performansa dayalı daha adil bir dağıtım sistemiymiş... Bunların hiçbiri umurunda değil sokaktaki vatandaşın. Türk futbolu mu? Hali ortada Avrupa'da kulübü Dünya Kupası'nda takımı yok... ------ Son nefesim Para... Kriz... Kongre... ... ve sıkıntılar içindeki G.Saray'ın gündemine düşen bomba! "Gazeteci, spor adamı ve centilmen dostumuz Turgay Vardar'ı toprağa verdik..." Final bu kadar basit mi olmalı? Ölüm; ne soğuk şeymiş meğer!.. Ne ibret verici bir son!.. Yaşanan onca heyecan ve zaferler... Her şey sıfırlanıyor bir anda... Ne G.Saray'ın kazandığı şampiyonluklar... Ne UEFA Kupası ne de Süper Kupa... Hiçbiri şu dünyada Turgay Vardar'a ekstradan bir saniye daha yaşama şansı tanımaya yetmiyor... ..ki o kupalar uğruna; gecesini gündüzüne katmış, dağ gibi sorunları içine atmış, sırf bu yüzden hastalanmıştı Turgay... Yerli ve yabancı medyaya G.Saray'ı en güzel sunmak adına hastalığını bile önemsememiş, "geçer" demiş, çalışmaya devam etmişti... Sonuç mu?.. Suya düşen akis gibi... Bir varmış bir yokmuş!.. Şu iki günlük dünyada bu kadar koşturmaya değer miydi? Hırs, heyecan ve zafer... Hepsi boş... Acılar mı, o da koca bir hiç... Çünkü som altından sarayda da yaşasa insan biliyor ki sonunda bu konukluk bitecek... Nur içinde yat Turgay!.. Senin nezaketini düşündükçe kalp kırmaktan korkuyorum... ... ve "son nefesi" düşünüyorum... "son nefesim"den emin olmak istiyorum...