Hayal ve gerçek! F.Bahçe bir tur hayal ediyordu dün onu Partizan'dan rahat bir oyunla aldı. Galibiyet şart değildi, 0-0 ve 1-1'lik beraberlik de yeterdi. Ama F.Bahçe kazandı, kazanmasa ayıp olurdu. Çünkü iki takım arasındaki kalite farkı Everest dağı kadardı. Fakat!.. O F.Bahçe bana Şampiyonlar Ligi'nin seyri için hiç mi hiç güven vermedi! Neden mi, bir disiplinsizdiler. Koşmadan, kademe yapmadan kazanmak istiyorlardı. Hücumda son vuruş dikkatini göstermeden kazanmak istiyorlardı. Sanki maç değil de antrenman yapıyorlarmış gibi gayri ciddiydiler. Şaşırdım, Zico'nun sevgi üstüne kurduğu Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Finale kadar yükselen o takım, nasıl olurdu da bir disiplin adamı olarak Luis Aragones'in elinde bu kadar sorumsuzlar topluluğu haline dönebilirdi. Anlayamadım... Roberto Carlos'un kaybettiği topların F.Bahçe kalesinde nasıl bir tehlikeye dönüştüğünü görmedi mi Aragones? Kazım'ın o karşı karşıya pozisyonda bulutlara vuruşundaki lakaytlık nasıl izah edilebilir? Bir şey daha... Nerede olmazsa olmazlar arasında sayılan Emre Belözoğlu, Edu ve Selçuk? Duydum ki, "sakatlarmış", sezon başında neyin sakatlığı bu? Uzatmayalım, Luis Aragones çok forvetli, bir hücum takımı kurma sevdasında. Önde Güiza, gerisinde Semih ve Alex, solda ise Uğur Boral ile. Ama orta sahası tat vermiyor bu takımın. En eleştirilen bölgesindeki adam Maldonado ise dün bana göre harikaydı. En azından F.Bahçe'yi geriden oyun kurarak çıkarmaya çalıştı. Bir de Yasin hoşuma gitti. Eğer biraz daha soğukkanlı olabilseydi, Edu olmasa da olur derdim. Ama gereksiz telaşına bir anlam veremedim. Sonuçta, F.Bahçe'nin turu geçmesine sevine sevindim ama yarını için kaygılıyım.