Vay... Vay... Vay!.. Ne gürledi ama Şenol Hocam öyle, İBB maçından sonra! Şaşırdım, etkilendim ve de çok meraklandım. Neden mi, anlatayım... Ama önce bir noktaya dikkat çekeyim. Meğer Hocam, yayıncı kuruluştan ne çok dertliymiş de haberimiz yokmuş. Fiilen, esti, savurdu, salladı ve toz kaldırmayı da başardı. Helal olsun! Ama o infialindeki ifadeleri şöyle ölçtüm biçtim de, sanki Hoca'nın söyledikleri söyleyemediklerinin yanında okyanustaki sürahi gibi geldi bana. Düşündükçe daha da meraklandım... Sözlerine futboldaki "Big bang" yani büyük patlama olacağı manasını yükleyen Güneş'in gözüyle Okyanus'un derinliği ne acaba, diye, düşünmeye başladım. Eee, Şenol Güneş bu... Türkiye Futbol Federasyonu'nun özerkliğini kazandığı ilk günden beri genel kurul üyesi olan büyük bir tecrübe. Eğer böyle bir tecrübe, "Onca kongre oldu, sustum! Artık susmayacağım, her şeyi anlatacağım" diyorsa, söyleyecekleri çok ama çok önemli olmalı. Açıkçası, Futbol Federasyonu'nun 26 Ocak'taki olağanüstü genel kurulunu merakla bekliyorum. Bakalım Güneş, futbolun hangi derin dehlizlerine girecek ve hangi gerçekleri dile getirecek? O söylem, bir volkan patlaması gibi Türk futboluna yeni ışıklar mı saçacak yoksa havada kalan birçok çıkış gibi dağ fare mi doğuracak? Bekliyorum! Terim farkı! Soruyorlar, "Nedir, senin bu Fatih Terim sevgin?" diye. Ben de Terim'i bıkıp usanmadan hep anlatıyorum, "çok özel teknik adam" diye. Düşünün, kendi yanlışları yüzünden 2-0 gitmiş bir maçı birkaç -tercih ve taktik- hamleyle 4-2 lehine çevirmek kaç teknik adamın başarabileceği bir şeydir? İşte, o imkânsız gibi görüneni, cesaretle verdiği en radikal kararlarıyla zafere dönüştürebildiği için özel ve farklı bir teknik adamdır Fatih Hoca. Elinde sihirli değnek var mı, maçın devre arası soyunma odasında "Uyarının ötesinde" futbolcularını bu denli harekete geçirecek ne söyledi, bilmem ama bildiğim bir şey var ki, Terim'in çalıştırdığı her takımda hocası için tekmeye kafa uzatabilecek onlarca futbolcu olmuştur. İşte böylesine etkileyici bir teknik adamdır Terim. Peki, bu denli bir etki kolay mı, tesis ediliyor, hayır! Samsunspor maçının ilk 45 dakikasına bakın ve söyleyin, G.Saray'ın başlangıç on biri, doğru mu, milyon kere hayır. Neden? Söyleyin, şartlar ne kadar ağır olursa olsun sakatlıktan yeni çıkmış bir futbolcuyu iki idmanla hangi teknik adam sahaya sürer? "Terim'den başkası Sabri'yi ilk on birde oynatmazdı", dediğinizi, duyar gibiyim, Doğru, başkası oynatmazdı ama Terim'in farkı da, başkasının cesaret edemediğini başarmaktan mı kaynaklanmıyor mu? Evet, Fatih Hoca, inandığı oyuncuya şans verip, "Hadi göster kendini" diye sahaya sürmekten çekinmez. Hatırlayın, geçmişte, kaç hafta gol atamayan Hakan Şükür'e en kötü gününde sahip çıkan o değil miydi? Arda Turan'a, Emre Belözoğlu'na bugün Semih'e, Emre Çolak'a çocuk yaşta forma ve sorumluluk veren yine o değil mi? O marjinal tercihlerle kazandırmadı mı, bu futbolcular? Sabri tercihi de böyleydi, tutmadı ama o, "hatadan dönmek de erdemdir" deyip, bir hamle ile birkaç taşı birden harekete geçirdi. Ne mi yaptı, Sabri-Riera değişikliğiyle Ujfalusi'yi tandemden sağa çekti, Eboue'nin yokluğunu unutturduğu gibi, Hakan'ı soldan tandeme yerleştirip, yerine Riera'yı koydu. Savunma toparlandı. Fakat G.Saray'ın ilk yarıda yediği iki gol de bireysel hatadan gelmişti, orta alanda hamlelerine devam etti. Birçok pozisyonun içinde olan ama bal yapmayan arı gibi duran Engin ile S.O.S veren Melo'yu kulübeye çekti. Önce Engin-Servet, daha sonra da Melo-Sercan değişikliğini yaparak, hem orta alana hem de forvete büyük güç ve hareketlilik getirdi de ilk yarıda, sinmiş gibi duran aslan şahlandı. İşte G.Saray'ı zirvede tutan ve rekora koşturan, Terim farkından başka bir şey değildir? Bir Burak resitali! Tek kişilik gösteriler vardır... Seyretmeye doyamazsınız. Gerçek bir sanat şaheseridir. Avuçlarınız şişinceye kadar alkışlar da hakkını yine de teslim edemediğinize inanırsınız. İşte Burak Yılmaz resitali böyle bir şey, şiir gibi oynuyor futbolu, leblebi çekirdek gibi atıyor golleri. Şu istatistiğe bakın: 16 maç 19 gol. Ortalaması maç başına 1.13 gol. Atıyor, attırıyor adeta tek başına taşıyor Trabzonspor'u. Ama gel gör ki, bu ülkenin futbol aydınları hâlâ "Forvet mi, değil mi?" diye tartışılıyor Burak'ı. Ne diyelim, bizim ülkemizde "Meyve veren ağaç taşlanır, taçlanmaz!"