Başımız dik artık!.. Güreşçilerimizle gurur duyuyoruz... Nasıl gururlanmayalım? Grekoromende takım halinde Avrupa şampiyon olmuşuz... "Türk gibi güçlü" sözünü Rusya'nın başkenti Moskova'da düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda dünyaya yeniden kabul ettirmişiz... Şampiyonlar şampiyonu güreşçimiz Hamza Yerlikaya, 8. kez Avrupa'da 1.lik kürsüsüne çıkmış... Daha taze ve daha sevindirici olanı, gencecik bir isim, tam 37 yıl aradan sonra şampiyonlukların en karizmatik olanını Türkiye'ye kazandırmış... Evet, Konyalı İsmail Güzel, ağır sıklette şampiyon olmuş... 120 kiloluk cüssesiyle en az kendi kadar ağır rakiplerini kaldırıp, yerden yere vurarak bir final kazanmış. Şimdi, dünya güreş otoriteleri, 20 yaşındaki Güzel'i, efsanevi Rus güreşçi Alexander Karalin'in tahtına aday gösteriyor. Peki, Güzel bir Karalin olur mu? Endişelerim var... Ama bu endişem, Güzel'e olan güvensizliğimden değil... O üniversite eğitim alan bir genç, mükemmel fiziğe sahip... Allah vergisi kabiliyeti de var. Endişem, bu milletin ata sporuna olan kayıtsızlığından. Her şey futbol olmuş bu ülkede... Ki, o kayıtsızlık içinde kaybolmuş, bir dönemin istikbal vadeden Kenan Çınar gibi şampiyonları... Dünyanın "asrın güreşçisi" unvanını verdiği Hamza Yerlikaya'yı bile şampiyonadan şampiyonaya hatırlar olmuşuz... Oysa Karalin öyle miydi, arkasında Rusya vardı!.. Peki, İsmail Güzel'in arkasında kim var? Konya Büyükşehir Belediyesi!.. Zaten bu kulüpte yetişmiş... Bir süre Konya Şekerspor adına güreşmiş. Sonra yeniden yetiştiği yere dönmüş... Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek'e minnettar. Ona öyle inanmış ki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 250 bin YTL'lik teklifine bakmamış bile. "Taş yerinde ağırdır" demiş, başarıyı hedeflemiş... Miniklerde ve yıldızlarda şampiyonluklar elde etmiş. Litvanya'da 2005 yılında gençlerde dünya ikincisi olmuş. Ancak orada kendisini yenen güreşçiyi unutmamış, Polonya'da yakalamış, yenerek 120 kiloda Avrupa Şampiyonu olmuş. Şimdi diyor ki, "Gençler ve büyüklerde Avrupa Şampiyonu oldum. Önümüzde Dünya Şampiyonası var, amacım orada da şampiyon olmak... Ama asıl hedefim, 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları'nı kazanmak!" Türk güreşinin duayeni Ahmet Ayık da İsmail Güzel'e inanıyor... Şimdi, "güç bizde" diyen büyük holdingler!.. Büyük iş adamları!.. Gücünüzü İsmail'den daha iyi anlatacak bir genç tanıyor musunuz? Destekleyin İsmail'i, destekleyin İsmail'i yetiştirenleri ve görün kazanmak neymiş!.. Erzik bir Johanssonzede Hani bankerler vardır... İnsanların umutlarıyla oynar, hayallerini yerle bir eder ve arkasında bir yığın zedeler bırakır!.. İşte, UEFA Başkanı Lennart Johansson da o bankerlere benzedi... Bilmem kaç seçim öncesi, "Ben artık yaşlandım... Seçime girmiyorum... Yerime kim aday olacaksa hazırlansın!" diye insanları, seçim havasına soktu. Başta Şenes Erzik olmak üzere, Pilatini dahil birçok futbol adamının, UEFA Başkanlığı için iştahını kabartı!.. Ama sonra, o büyük futbol adamı Johansson her zaman ki gibi çark etti: "Daha yapacak çok hizmet var!" Daum'u çıldırtan kaleci Hani bir bilmece vardır, "Kedi ile kaleci arasındaki fark nedir?" diye... Siz bilmecenin cevabını düşüne durun, ben, size, Trabzon - F.Bahçe maçından trajikomik bir an nakledeyim. F.Bahçe savunması ofsayt diye durakladığında Syzmkowiak golü attı, Trabzonspor, 1-0 öne geçti ya, işte o an bir ses duyuldu... "Patttt!" O da ne? Daum çıldırdı... Oysa maçın daha 13. dakikası... Hayır, Daum'un çıldırması yenilen o gole değil... Gol, bir şekilde telafi edilir... Onu asıl öfkelendiren, en değme boksörün vuruşundaki şiddete taş çıkartacak sertlikte yedek kulübesini yumruklayan ve fiber bölümü patlatan kaleci Volkan'ın kontrolsüzlüğüne... Ne oluyor Volkan! Bu tepkiyi ne F.Bahçe aşkıyla ne de şampiyonluk azmiyle açıklamak mümkün... Futbolcu, hırslı, azimli ve inançlı olmalı... Tamam ama bir o kadar da profesyonel olmalı... Tıpkı, Şampiyonlar Ligi'nde 10 maçtır kalesinde gol görmeyen ve Ajax'ın rekorunu tarihe gömen Arsenal'in başarısındaki bir numaralı isim Lehman gibi... O büyük kaleci diyor ki, "Kendimi daima gereksiz hırs ve duygusallığa yenik düşmekten korudum!" Bu arada bilmecenin cevabını verelim: "Kedi tuttuğunu, kaleci ise kaçırdığını yer!" Bir kaleci için eller çok önemli, Daum bunun farkında... Ama kalecisi değil! Üstelik o kaleci, 23 yıldır hasreti çekilen Fortis Türkiye Kupası'nın finalinde görev almak için hazırlanıyorsa? Nasıl çıldırmasın Daum? Baltalar, satırlar, bıçaklar Hafta sonu Trabzon'daydık... Trabzon, son 1 yılda büyük bir değişim yaşamış, sahil yolu, ara yollar, parklar ve eski tarihi binaların restorasyonuyla şehre daha bir canlılık gelmiş... Değişim güzel... Nitekim Avni Aker'de değişmiş, oradaki seyirci profili de... Fair-play ve centilmenlik hakim olmuş Trabzon'a... İnsanlar nefesini tutmuş büyük maçı bekliyorlar... Büyük diyorum çünkü, hem iki takım arasındaki tatlı rekabet yıllara dayanıyor hem de bu karşılaşmanın sonucu şampiyonluk ve UEFA Kupası yarışını etkiliyor. Oteller dolmuş... Çarşı - pazar esnafı da keyifli, maç için Trabzon'a gelenler de... Kısaca, her şey mükemmel... Fakat hayır!.. Bu neşeyi, bu heyecanı, bu canlılığı baltalamak isteyenler var... Sayıları ve kimlikleri mi? Sayıları ancak iki elin parmakları kadar!.. Kimlikleri ise "çapulcu" sıfatını bile çok göreceğimiz fanatikler. Ama etkileri ve saldıkları korku göz ardı edilmeyecek kadar dikkate değer!.. Maça baltalar, satırlar ve bıçaklarla gelen bu insanlar, Trabzonsporluya da, F.Bahçeliye de korkutuyorlar... Futbolun düşmanı bunlar, dostluğun, huzurun düşmanı bunlar! Ne mutlu ki, polisimiz dikkatli ve o fanatiklere göz açtırmıyor. Hepsini suç aletleriyle birlikte yakaladı da, Trabzon şehrinin güzellikleri bu birkaç kendini bilmezin çılgınlıklarına yenik düşmedi... Teşekkürler, sağduyu... Teşekkürler, Türk polisi! Mıhlama Güzel ahlak ve dostluk duygusundan yoksun beden, kas yığınından başka bir şey değildir.