Prandelli'nin "alıp götürdü" dediğimiz G.Saray ruhunun değilse de şansının Hamza Hamzaoğlu'yla döndüğüne inananlardanım ben. Fakat Eskişehir'de gördük ki, Galatasaray'ın kazanırken çok zorlanıyor. Niye?
**
Soru; Hamzaoğlu duygusal mı?
Ve en önemlisi; Galatasaray adına yetersiz futbolun sorumlusu mu?
Eskişehirspor maçı öncesi, sarı-kırmızılılar için "Büyük fırsat" diye düşündüğüm bir günde kafamı kurcalayan sorulardı, bunlar.
***
Hamza Hocanın başlangıç 11'ine baktığım da insana "Aaa" dedirtecek bir şaşırtmaca yoktu; savunmanın sağına Tarık'ı, soluna Telles'i tandeme de Chedjou-Hakan Balta ikilisini yerleştirmişti. Geçen haftadan farkı; Yekta ve Tarık'tı. O da; Bursa maçında "Niye yok?" diye herkesin aradığı isimdi.
Sorun, isimlerde değildi, G.Saray'ın dirençli takımlar karşısında yetersiz kalmasıydı. Bursaspor maçında da gözlendi bu.
Hoca bu problemi çözme adına Melo'nun yanına Yekta'yı koyup; Selçuk'u öne atarak G.Saray'ın fiziki direncini artırmayı hedeflemişti fakat çare olmadı. Serdar Özkan, Lawal, Özgür o bölgeyi yol geçen hanına çevirdi. İşte en önemli problem bu kırılganlıktı!
En çok da kaleci Muslera rahatsızdı bu durumdan... Kurtar kurtar nereye kadar? Sonunda o da Sissoko'ya teslim oldu.
Hücumda Burak'ın yokluğu o kadar belliydi ki; Galatasaray önde top tutamıyordu.
Umut mücadele ediyor, pres yapıyor, gol atıyordu ama önde yalnızdı.
Arkasındaki üçlüden Emre ve Selçuk ilk yarı etkisizdi. Bir tek Sneijder, o da Umut'un golünde vardı. Ne zaman ki; Olcan değişikliği gerçekleşti. İşte o anda Selçuk öne çıktı ve şık bir golle G.Saray'ı kazançlı çıkardı.
MAÇIN ADAMI
Emre Güral'ın direkten dönen topu
KIRILMA ANI