Daha önce yaşadım, biliyorum acıların en acısı; "Baba acısı". Ama bu ondan da acı... Ah!.. Bir kor ateş düştü, yüreğime... Yandım!.. Yandım!... Yandık!... Lakin ümitsizlik yok... Çünkü bu bir bayrak yarışı... Günlerdir, boşluktayım; şaşkın ördek gibi biçare seyrediyorum muallakta... Ahh!.. Yokluğuna alışmak ne zor; tahammülü imkansız. Fakat, Hakikat; gün gibi aşikar; ne acı ki giden gelmiyor. Hakikat şu; insan, babasını kaybettiği gün büyüdüğünü anlıyor. Bir Gönül Sultanı; sevgi, samimiyet, şefkat, merhamet ve muhabbet membaı Hocamız'ı; değerli dostum Savaş Ay'ın ifadesiyle "Sevgiyi Ören Ağabey'i kaybettik!" Acımız büyük! Eyüp Sultan'a sığacak gibi de değil... O, sevgi dolu bütün yürekleri kaplamış. Bilenler, bir kez sohbetinde bulunanlar, anlata anlata bitiremiyor. Haklılar; Enver Ağabey anlatmakla bitmez ki. Cennet Mekân; dünyada parlayan Güneş'ti. Herkese muhabbet ve merhametle muamele ederdi. "Dünya ahiretin tarlasıdır" der, "Ekmeyen meyvesini yiyemez!" diye ortak hedefe dikkat çekerdi. Maksadı, insanları ebedi seadet, rahatlık ve kurtuluşa erdirebilmekti. İstiyordu ki; beşeriyet felaketlere, sıkıntılara sürüklenmesin. Herkesin canı, malı ve namusu emniyette olsun. Hayır adamıydı, kendini insanlığa vakfetmişti. Bu uğurda vakıflar kurdu. Yem yeşil çevre, tertemiz, güvenli siteler inşa etti; Hizmet, Huzur, Yuva, Marmara 1, 2, 3, Bizim Evler 1, 2, 3, 4, 5, Güzel Şehir, Kuzuluk, Armutlu, Yalova. Kristalşehir... On binlerce aileyi; köhne odalardan saray yavrusu evlere taşıdı. Adı, "Devlet" değildi ama "devletine bağlıydı", okullar, camiler, karakol ve poliklinikler bina etti, bila ücret milletin hizmetine verdi. Maksadı servetine servet katmak olsa milti milyoner olurdu. Lakin, o daima, "İzhar" dedi, verdi, verdi, verdi... Cennet Mekân ağabeyimiz, umumi seadeti bütün insanlara, hayvanlara kazandırmak için bitmez - tükenmez enerjiyle çalıştı. Kardeşin kardeşten kaçacağı, ananın evladını tanımayacağı günde insanlığın sonsuz pişmanlığa düşmemesi için Allah-ü Teala'nın sevdiği şeyleri yapmayı tavsiye etti, daima. Sevdi, sevildi, saydı, sayıldı, Gönüllerin Sultanı oldu. Cömertti, hayır hasenatı boldu. Sağ elinin verdiğini sol eli görmezdi... "Hayat hayal" der, bütün iyilikler, ilimler ahirette işe yarasın isterdi. "Niyet düzgün olmazsa güzel bildiğimiz her şey dünyayı mamur etse de ahireti mahveder" derdi. Karşısına çıkarılan her maniyi aşılacak bir basamak bilip, kan kusup, kızılcık şerbeti diye içtiği günlerde bile o muazzam ümit ve inancını herkese aşıladı. "Vatan sevgisi imandandır" Hadis-i Şerifinin önemini sürekli anlatır; birilerinin topla tüfekle yıkmaya çalıştığını Enver Ağabey, muhabbetle imar ederdi. Bunun için bir nazarı, bir sözü, bir tebessümü yeterdi. "Akıl ve his uzuvlarının anlayamadığı şey nasıl ölçülür?" hatırlatmasıyla, kendine münevver süsü vererek büyüklenenlere en anlamlı dersi verirdi. Öze yerleştirilen kuvvet, kudret, büyüklük ve hakimiyet karşısında acizliğimizi anlamamız için "Yerleri - gökleri, kendimizi her şeyi araştırın. Sizden önce gelenleri düşünün, gittikleri yolları ve başlarına gelenleri gözden geçirip, ders alın" derdi. Ahh!.. Tam bir tükenmişlik içindeyken; İnan Arvas abi yetişti imdadıma ve Enver Ağabey'in, "Evliya hayatta iken kılıfında duran kılıç gibidir, vefatından sonra kınından çıkmış kılıç gibi olur. Himmet, feyz ve tasarrufu daha da artar" sözünü hatırlattı. Ne büyük müjde.. Sadık Söztutan Ağabey'in sayesinde tanımıştım, hizmet ehli Enver Ağabey'imizi. Ne mutlu... Biliyorum, Cennet Mekan Ağabeyimiz, Rahmet-i Rahman'a kavuştu. Boynumuz bükük fakat Enver Ağabeyin çizdiği yolda kıyamete kadar devam edecek hizmetler, İnşaallah... Adım kadar eminim ki, Mücahid Ören Ağabeyin devraldığı bayrak altında tam bir kenetlenmişlik içinde; şevkle, aşkla, heyecanla hep beraber yürüyecek ve yükseleceğiz.