Gözlerime inanamadım! Hiddink boşuna Hiddink olmamış meğer. Menajeri, avukatı, özel biyografi yazarı, halka ilişkiler uzmanı ve 4 kişilik medya ordusuyla İstanbul'a geldi Hiddink. Bu ne ihtişam, etkilendim doğrusu! Çünkü bu kadar kurumsal teferruatı ne Fatih Terim İtalya'ya giderken, ne Şenol Güneş G.Kore'ye giderken, ne de Mustafa Denizli'de gördüm. İşte o an Hiddink markasının neden Fatih Terim'in 4 katı fazla olduğunu çözmem zor olmadı. Tam, "Neden komşunun tavuğu komşuya kaz görünür?" sözünü düşünürken, kulağıma bir haber daha fısıldandı: "Futbol Federasyonu o sembolik imzayı attırabilmek için Hiddink'i özel uçakla getirmiş!" Haber doğru mu bilmem ama doğruysa çok merak ediyorum, Türkiye'ye tarihi başarıları yaşatan Terim, Güneş ve Denizli'yi bizim Federasyon, bırakın yurt dışını yurt içinde hiç özel uçakla bir yerden götürdü mü? MIHLAMA Sabah uyandığınızda önünüzde iki basit seçenek vardır: Tekrar uyuyup rüya görmek veya uyanıp rüyanın peşinden koşmak! Uygun'un şampiyonu Damdan düşenin halini ancak damdan düşen bilirmiş. Geçen sezon Sivas'ta şampiyonluğu son iki haftada kaçıran Bülent Uygun, meslektaşı Ertuğrul Sağlam'a "9 haftalık kritik süreci iyi yönet, hayat enerjisini tüketme!" diye ince ince tavsiyelerde bulunuyor ve diyor ki, "Bursa ekonomisi, yapısı, taraftar kitlesiyle şampiyonluğu hak ediyor." GÜNÜN SORUSU? Emre'yi kim değiştirdi? İddia şu, "F.Başkanı Aziz Yıldırım, G.Antepspor maçının devre arasında soyunma odasına gitti ve Daum'a, 'Önümüzdeki hafta G.Saray'la çok önemli bir derbi oynayacağız. Emre'nin sarı kartı var, bir daha görürse, o maçta oynayamaz, şimdiden değiştirelim!'' dedi, Alman teknik adam da değişikliği yaptı. Bu iddia doğruysa, F.Bahçe'nin teknik direktörü kim? Sahi, "Emre, Selçuk''değişikliğini kim yaptı, Başkan Yıldırım mı yoksa Daum mu? Resultante importante G.Saray iç kanama geçiriyor. Hem de şampiyonluk mücadelesinin en alevlendiği bir dönemde. Başkan Adnan Polat ve yönetimi her şeyi bir tarafa bırakmış, muhalefetin adayı Adnan Öztürk'e karşı gireceği seçimi nasıl kazanır, ona odaklanmış. Efsane başkan Özhan Canaydın iktidar ve muhalefetin seçim kozu. Herkes Canaydın'dan işaret bekliyor. Oysa başkanın kongreye gelmesi bile şüpheli. Bundan daha dramatiği ise, yıllarca G.Saray'ın formasını giymiş eski futbolcuların Adnan Polat'ı cüzzamlı bir hasta gibi görüp, bir an önce başkanlıktan uzaklaşması için her yerde kulis yapıyor olmaları. Diyeceksiniz ki, "Bütün bunlardan Rijkaard'a ne? O profesyonel, gitsin takımını çalıştırsın, maç kazandırsın". Hayır, kazın ayağı öyle değil. Birileri orada burada konuşuyor, Florya karışıyor. İster istemez bazı futbolcular da bundan etkileniyor. Hollandalı teknik adam bu durumun farkında. O yüzden Florya'daki olumsuzlukları minimuma indirebilmek ve şampiyonluk sürecinin takıma yüklediği baskıya bir de seçim baskısı eklememek için çırpıyor. Kapalı kapılar ardında yakın çevresine "Bazı sakatlıklara anlam veremiyorum" dese de şampiyonluk yarışında her şey G.Saray'a bağlı iken, bu avantajı kendi yanlışları yüzünden Bursaspor, F.Bahçe veya Beşiktaş'a kaptırmamak için futbolcularına "toz pembe" bir atmosfer çiziyor. Diyor ki, "Trabzonspor maçında sizden iyi futbol değil, sonuca odaklı bir oyun bekliyorum. Şu an mühim olan netice!.. Çünkü bu saatten sonra tek puanın dahi telafisi yok." Çetin ve İpekoğlu AŞ Avrupa, Asya kazan, Oğuz Çetin ile Engin İpekoğlu kepçe... İkili kafa kafaya vermiş, gece gündüz çalışıyorlar. Doğuyu da batıyı da tarıyorlar. Bunun iki sebebi var; birincisi, Fatih Tekke ve Gökdeniz gibi her an Milli Takım için düşünülmesi gereken oyuncuların son form durumunu yerinde görmek, ikincisi ise Avrupa'da nerede yetenekli bir Türk çocuğu var ise, Mesut Özil ve Eren Derdiyok gibi bunların bir başka ülke tarafından akılları çelinmeden Türk Milli Takımı'na kazandırabilemek. Oğuz Hoca'ya da Engin Hoca'ya da gittiği her yerde bir çok isim veriliyor. Ancak kabul etmek gerekir ki, tavsiye edilen her oyuncuyu Milli Takım'a çağırmak mümkün değil! Adı üstünde Feyyaz "Uçar" Feyyaz Uçar da Rıdvan Dilmen, Metin Tekin ve Ali Gültiken gibi futbolculuk yıllarında medya merakı olan biriydi. Gelişimspor'un Pazartesi buluşmalarını kaçırmaz, Alp Can'ın ifadesiyle "Kibar Feyzo" tiplemesiyle, "Biraz da futbolun gülen yüzünü görün. İnanın, bu konuları biz sahada sizin kadar tartışmıyoruz" gibi nükteli bir yaklaşımla, "Futbol oyun, başka bir şey değil, keyif almaya bakın" derdi. Çok ciddi röportajlardan hoşlanmaz, ciddi sorular karşısında, "Bana bu tür sorularla gelmeyin. Rıza Çalımbay'ı bu işler için kaptan edindim. Bu konuları ona sorun" gibi latifeli bir üslup ile çalımılardı gazetecileri. Ne zaman ki, teknik adamlığa geçti, işte o esprili insan gitti, yerine ağır takılan Feyyaz Hoca geldi. Belki de bu ağır tarz, teknik adamlıkta ona yol aldırmadığı için olmalı, Rıdvan gibi eleştirmenliği seçti. İyi de yaptı. İlk anda Kibar Feyzo ile ciddi Feyyaz Uçar'ı örtüştüremedim. Ama sonraları alıştım, ciddi Feyyaz'ı çok severek okur, takip eder oldum. Hatta, "Gerçek bir otorite" yerine koydum. Fakat "İyi ki varsınız" başlıklı yazısını okuyunca buruldum. O yazıda Feyyaz diyor ki; "Teşekkürler Sivasspor, iyi ki varsın Bursaspor... Türk futbolunda milat oldunuz." Yapma sevgili Feyyaz! Geçmişte büyüklere kök söktüren Eskişehirspor, Boluspor, G.Antepspor ve hatta Samsunspor'u nasıl yok sayarsın?