Kuyt ve Sneijder bizden biri artık... Hollanda da öyle, ha Konya, ha Kayseri... Her santiminde bu ülkenin zenginlikleri var. Yine de üçte üç yaptıkları bu turnuvada Portakalları seyrederken onların bütün bu başarısına rağmen gönlüm Meksika'dan yanaydı.
Açık söyleyeyim, dayanılmaz acısıyla insana heyecan ve coşku veren biberi gibi, enerjik bir takım Meksika, hocasından futbolcusuna.
Belki kadrosunda Hollanda gibi fazla yıldızı yok. Ama savaşçı özellikleriyle bu açığı dengelemeye çalışan müthiş oyunculara sahip. O kadar hızlılar ki; kontrol altında tutmak gerçekten zordu.
Belki de bu özelliklerini bildiğim için İspanya'yı ilk maçta gol yağmuruna tutan Hollanda karşısında bile favorimdi, Herrera, Layun ve Dos Santoslu Meksika...
İyi de başladılar, 5-3-2 düzeniyle müthiş bir baskı kurup, Hollanda'ya ilk yarıda pozisyon vermediler.
Diyeceksiniz ki, De Jong sakatlanmasa Hollanda orta sahayı Meksika'ya bırakır mıydı? Ya da Luis Van Gaal, Blind'i ön liberoya çekip, savunma kurgusunu bozmasaydı, Portakal böyle zorlanır mıydı?
Ya da Portekizli hakem Pedro Proenca ilk yarıda Hollanda'nın penaltısını verseydi, iş bu noktaya gelir miydi, diye düşünebilirsiniz...
Bunlar doğru... Ama?
Hakkını teslim edelim, teknik direktörleri Miguel Herrera tam bir çılgın, bizim Yılmaz Vural gibi. Maçı oyuncusundan fazla yaşıyor. Nitekim o coşku ile gruplarda Kamerun ile Hırvatistan'ı sildiler, Brezilya'ya kafa tuttular ve "Buraya kadar" denilen noktada Portakal'ı az daha sıkıp posa niyetine kenara atmak üzereydiler ki, Sneijder finali değiştirdi.
Helal olsun.