Hoş geldin Gökhan Ünal

A -
A +

Kırıntılardan koca bir ümit hikayesi çıkarmaya bayılırım. Fakat Estonya karşısındaki futbolun ilk yarısı beni ümitsizliğe sevk etti. Sanki bir büyük organizasyonu daha kaçırmışız gibi... Neyse ki ikinci yarıdaki futbol, yüreğime su serpti. İsterseniz kötüden iyiye gidelim... *** Saha rezalet... Zemin tarla gibi... Futbol kör dövüşü... İlk 45 dakikada 2008'in iskeletine ekleyeceğim bir isim yok. Estonyalılar, "Buz adamlar" gibi... Soğutuyorlar oyunu... Daraltıyorlar alanı... Milli Takımımızı oynatmamak üstüne yapmışlar bütün hesaplarını... Biz de, düşündüğümüz oyunu oynayamıyoruz. Gerçi bu iş, "Oyun bilmeyenin yerim dar" demesine benzedi ama durum pek de farklı değildi. *** Fatih Hoca estetik cerrah gibi kesiyor biçiyor... Yap-boz oyunundaki parçaları birleştirmek adına yüzlerle oynuyor. Her defasında da şu felsefeyi tekrarlıyor; "Geriden oyun kur... Futbolu rakip alana yık... Pozisyon ve gol üret!" *** Sonuç sıkıntılı... Sistem, 4-4-2'den 3-4-1-2'ye çevrilmiş olmasına rağmen sıkıntılı. Savunmanın en çok eleştiri alan merkezindeki Servet ve İbrahim Toraman'ın yerine oynayan Gökhan Zan - Can Arat ikilisi, "Gelen gideni aratır" havasında. Orta sahada aynı güvensizlik... Nuri ve Hasan Kabze oyuna girmese Fahri'yi fark edemeyeceğiz. Murat savunmada daha bir cesaretle oynayamayacak. İleride Gökdeniz ve Nihat'ı anlamak mümkün değil... Sanki, kariyerlerini inkar eden bir havaları var. *** Tüm bu eleştirilerin üstüne yıldızlar döşeyen iki isim var... Halil'in futbolu ve Gökhan Ünal'ın golü. Yeter mi, yetmez... Eğer, 2008'de 'Şampiyon olacağım' diyorsanız, bu futbol o hedefe yetmez!

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.