Zamana şahitlik edecek tecrübeye sahip bir gazeteciyim. O yüzden Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim gibi bu değişim dönemindeki sancıları ben de gayet iyi bilirim. Millilerimiz, 2008'e doğru İzmir'de Çek Cumhuriyeti ile önemli bir hazırlık maçı oynadı. Hemen ifade edeyim Ümit Karan oyuna girip de golleri atıncaya kadar tribünlerde Terim aleyhine homurdanma başladı. ''Artık Terim'in stratejileri para etmiyor... Takıma verdiği doğru dürüst bir taktiği de yok... Şu sahaya sürdüğü takıma bakın!.. Ünal Karaman'ın A2'si bunlardan daha iyi...'' Bu ve buna benzer değerlendirmelere gülüp geçtim. Çünkü, bu tür maçlarda ana hedef, skor başarısı değildi. Ya? Önce kafalardaki planın uygulaması sırasındaki aksaklıkları görmekti. Mesela Terim, ''Gelecek 10 yıla damgasını vuracak yeni bir Milli Takım kuracağım'' demişti... Demek ki, kurulacak yeni takımda yaş önemliydi. O halde ''önce gençler'' denenmeliydi. Terim de maça böyle bir onbirle başladı, Mehmet Topuz, Uğur Boral. Gökhan Zan ve Gökhan Ünal! Bu onbirde dikkat edilen ikinci bir konu da isimleri sürekli Milli Takım ile anıldığı halde bir türlü o şansı yakalayamayan Ersen Martin gibi oyunculardı. Terim, onu da görmek istedi. Çünkü o Halil Altıntop'u da Ümit Karan'ı da biliyordu... Tıpkı Yıldıray'ın ne kadar önemli ve ne kadar vazgeçilmez bir oyun kurucu olduğunu bildiği gibi. Tıpkı Nuri Şahin'in üstün yeteneklerini bildiği gibi... Nitekim maça başlayan onbirde bildiklerine değil bilmediklerine önceliği tanıdı. Diyeceksiniz ki, 'Ya Necati?'' Elbette... Onun da meziyetlerini biliyordu. Ama, futbolda ceza ve sakatlık gibi talihsizlikler de vardı. Terim böyle istenmeyen durumlara karşı Yıldıray'a alternatif olabileceğine inandığı Necati'yi Çek Milli Takımı'na karşı oyun kurucu olarak denedi. Fakat olmadı. Sonra Yıldıray'ı oyuna alınca Necati'yi sağ çizgiye Hasan Şaş'ın yerine çekti. Orada bu futbolcu çok olumlu işler yaptı. Sonuçta Terim, kafasındaki soruların cevabı aldı... 2-2'lik skor ise bana 1996 Avrupa Şampiyonası grup elemelerinde Budapeite'deki Nep Stadı'ındaki ilk yarısını 2-0 geride kapadığımız Macaristan maçını hatırlattı... O gün maçtan önce şöyle diyordu Terim, ''İnanan kazanır!'' Artık şimdi Terim'in dediği noktadayız... Elbette Çeklerle 2-2 berabere kalan kadro Türk Milli Takımı adına en mükemmeli değil. Ama en mükemmelini yakalamak adına bu ülke, Terim'e inanmalı ve onun projelerine destek vermeli... Ay-yıldızlı ekip önümüzdeki dönemde daha çok maçlar yapmalı ve geçmişteki gibi bir kulüp takımı olmayı başarmalı. İşte o zaman istenen sonuç gelmemişse bu ülkede küçük büyük herkes Terim'in yasına yapışıp hesap sormalı. Sadece Ümit mi? Evet, son 10 dakikada oynayıp 2 gol attı... A Milli Takımı, 2-0 yenilgiden 2-2'lik beraberliğe taşıdı. Evet, şimdi ortak düşünce şu, Ümit Karan, Milli Takım için "çok özel'' bir oyuncu. Bu düşünce güçlü ifade edildi ki, dün maçtan sora Fatih Terim'e ''Ümit'i oyuna almakta geç kalmadınız mı?'' gibilerden bir soru geldi. Acaba, Ümit maçın başında oyuna girmiş olsa daha mı fazla gol atardı, sanmam. Açıkçası bunun garantisi Ümit'in kendisi dahil kimse veremez. Ama şurası bir gerçek, milli takım olarak önde baskı kuracağımız her maçta Ümit Karan rakip ceza alanında etkili olur. Fakat kiminle yan yana oynarsa etkili olur, bunu da iyi bilmek lazım. Fatih Terim bu ayrıntıyı fevkalade güzel uyguladı. Dikkat edin, Yıldıray, Nuri Şahin ve Halil ile birlikte Ümit'i oynattı. Yani futbolun temel eğitimini Almanya'da alan ve birbirlerini en iyi anlayacak oyuncular grubuyla oynattı. Burası çok ama çok önemli. Akreditasyon ne işe yarar? Sayıları bir elin parmakları kadar azdı, Çek maçındaki yabancı gazetecilerin. Ama, tespitleri çok düşündürücüydü. Şöyle ki, maçın 10. dakikasında medya tribünü görevlilerin vurdumduymazlığı sebebiyle seyircilerin işgaline uğradı... Medya mensupları görevlerini yapamaz hale geldi... Çek gazetecilerden biri dayanamadı sordu, ''Bana bu boynumuzdaki akreditasyonun ne işe yaradığını anlatacak bir yetkili yok mu?'' Doğrusu hiç kimse söyleyecek tek kelime bulamadı. Zira o gazeteci maça gelişi sırasında seyircilerin stat kapsında yaktıkları ateşi de görüp, ''Statta yangın çıkmaz değil mi?'' diye korku dolu gözlerle sormuş ve kulağımıza küpe bir de saplama yapmıştı. ''Siz, 6 maç ceza aldınız değil mi? Sakın o cezanın daha aşağı çekilmesini beklemeyin!'' Neye göre kalitesiz? Gazetelere bakıyorum... Eleştiriler diz boyu... A Milli Takım'ın oyunundan memnun kalmayanlar çoğunlukta... Efendim, ''Çok da kaliteli maç olmadı!'' Evet, çok üst düzey bir mücadele olmadığı gerçek, ancak, söyler misiniz bana Süper Ligimizde oynanan futbol çok mu kaliteli? Sizin liginizdeki kalite neyse Milli Takımınızdaki de o... Gerçekten ''kalite''yi arzuluyorsak, daha insaflı, insanların önünde daha çok pencereler açacak eleştiriler... Yoksa çok mu olmaz bir şey istiyorum?