Olimpiyatları anlatacaktım, futbol yine baskın çıktı. Okuyucularım İnfantino'nun açıklamalarını soruyor. "UEFA'dan F.Bahçe ve Türkiye'ye ceza gelir mi?" Cüneyt Şen'in sunduğu TGRT Haber'deki Futbol Gecesi'nde açıkladım, bir kere daha anlatayım. UEFA Genel Sekreteri masal anlatıyor. Neden? Kaynamış, pişmiş, hatta taşacak kadar köpük tutmuş aşı, çömçe misali kendince karıştıran İnfantino günü kurtarmaya çalışıyor. Gerçek bu... Fakat, toplumu yeni ve tehlikeli bir beklenti içine soktuğu da kesin. Üzücü tarafı sonunda kaos dışında bir şey üretmeyecek olması. Neden? Prosedür de belli yapılan da... PFDK, "şike yok" demedi mi, dedi, Tahkim, o kararı yumuşatmadı mı, yumuşattı. TFF, dosyayı "itirazsız" kapatıp, UEFA'ya yollamadı mı, yolladı. Buraya kadar var mı itirazı olan? Yok. Gelelim asıl meseleye; Disiplin Talimatına göre UEFA'nın önünde iki seçenek vardı. Birincisi, TFF'nin kararını, onamak, şu an yapılan bu, F.Bahçe Şampiyonlar Ligi için yarıştığına göre. İkincisi, "felaket" dediğim nokta ki... "Sıfır tolerans" prensibinden hareketle UEFA Disiplin Kurulu, kararı vicdani bulmaz, TFF'yi "güvenilmez" kabul eder ve konuyu savsakladığı gerekçesiyle, Milli Takımlar da dahil Türkiye'ye en az 1 turnuva men cezası verirdi. UEFA bunu yaptı mı, hayır. Buna rağmen İnfantino'nun "UEFA Disiplin Kurulu konuyu inceliyor" demesinin dayanağı olabilir mi, hayır. Zira, UEFA Disiplin Kurulu müfettişlerinin -sayıları dört, birinin itirazı bile dosyanın yeniden incelenmesi için yeterli- üç günlük sürede TFF'nin kararına itirazı olmamıştır. Bize ulaşan bilgiler bu yöndedir. İnanmıyorsanız gidin; UEFA 1. Başkan Vekili Şenes Erzik'e, Başkan Pilatini'ye Türkiye'deki en yakın arkadaşı Süheyl Önen'e, UEFA Tahkim Kurulu Başkan Yardımcısı Levent Bıçakcı'ya ve UEFA'nın yapısını iyi bilen Metin Kazancıoğlu'na sorun. Diyorlar ki, mahkeme kararı ne olacak? UEFA Başkanı, "Biz, sportif hukukun kararına bakarız" demedi mi? Allah'a emanet olun... >> İnsan kendini anlatır "Eleştiri hakkı"nı ödül olarak görürüm, daima. Fakat, hakarete tahammülüm olamaz; çünkü ben de insanım. Etten, kemiktenim, çelikten yay değil... Televizyon, iletişim sistemlerinin en hızlı ve en etkili olanı. Yüz yüze iletişimden farkı; konuşan ile dinleyen arasındaki duygu, düşünce - bilgi aktarımının daha sağlıklı ve akıcı olmaması. Bu yüzden bazen, konuşmacıların sözleri birbirine karıştırılır. Nitekim, benim de başıma geldi. Okuyucularım aradı, "Efendim... Star'da sizinle ilgili çok çirkin bir yazı okuduk, şaşırdık" dediler. Gazeteyi okudum ki; "çirkin" kelimesi hafif kalır, rezalet. İmzaya baktım, Y.S.!.. Düşündüm... "Neden?" diye... Hayatımda hiç yan yana gelmemişim, bir çift kelam etmemişim, bu kişiyle. Ne o beni tanır ne de ben onu tanırım. İnsan, tanımadığı birini "itibarsızlaştırmak" için nasıl böyle bir çabayı gösterir? Anlam veremedim. "Ne üzülüyorsun?" dedi eşim, "İnsan kendini anlatır." Aradım. "Bu yazı neyin nesi?" diye sordum Y.S.'ye. Hık, mık... Anladım ki, kulaktan dolma yazmış. Çamur at, izi kalsın... Söyleyin, gazetecilik bu kadar basit mi? GAZETECİLİK Gazetecilik, sorumluluktur. Gazeteci aklına geleni ne yazabilir ne de seslendirebilir. Haber, röportaj, fıkra, makale; mesajını, kırmadan, dökmeden, incitmeden verebilmek için, "Kırk kere düşünüp bir kere konuşur. Bir kere yazıp, kırk kere okur". Duyurulur. >> Aziz Yıldırım'ın çıkışı Soruyorlar, Aziz Yıldırım'ın son açıklamalarını nasıl buluyorsun? Ne Aziz Başkan'ın ne de G.Saray yönetiminin karşılıklı atışmalarını doğru buluyorum. Tamamen duygusal, spor adamı çizgisinden ve fair-playden uzak açıklamalar. Sözün özü diyeceğim şu; "Madalyaları başarılılar hak etmez. Madalyalar bir davranış, bir jeste verilir, çoğu zaman..."