Kalite, güç ve işte hakikat!
Her şey buraya kadarmış!
Yazık, kaçmaz dediğimiz onca pozisyon Macarların orasına, burasına, şurasına çarptı da; kaleyi bir türlü bulmadı.
Rakibi iteleyip, öteleyip, örseledik ama bir türlü gol olmadı, ne diyelim!
Macar kaleci Kraly oldu maçın kralı. Burak'ın golüne kadar. Ama tam sevinirken "yok artık" dedirten trajikomiklikte bir gol yedik ve destan, oldu hüsran
Şimdi gerçeklerle yüzleşme zamanı.
Artık bize Brezilya o kadar uzak ki, bu saatten sonra ağlamanın sızlamanın kime ne faydası olur?
Kazanmayı o kadar çok istedik ki, bundan daha fazlası olamazdı.
Arda, Selçuk ve Nuri'nın hazırladığı pozisyonlarda önce rakibi tırmaladık, olmadı. Çünkü...
Sen istesen de, canını dişine takıp, çabalasan didinsen de top seni istemiyor? Şans faktörü Macarlardan yanaydı.
Oysa? Olmazsa olmaz dediğimiz bir maçtı Macaristan karşılaşması.
Abdullah Avcı böyle durumlarda bir teknik adamın alması gereken riskleri büyük bir cesaretle almıştı.
Oyuncu tercihleri harikaydı.
4-3-2-1 düzenindeki oyun anlayışındaki değişiklikler ile bir an önce gol bulabilmek için oyunu önde tutma arzusu, takdire şayandı.
Özellikle Arda müthişti. Arda Turan'ın futbolu İspanya'da bir başka boyut kazanmış, özgüven, sürat, çabukluk ve çalımlarındaki ustalık Macarları perişan etti.
Bir akordeon gibi ritimli işleyen savunmanın önündeki Selçuk, Alper ve Nuri hem takımın savunma yönünü güçlendirmiş hem de öndeki Arda, Umut ve en uçtaki Burak'a gol yollarını açmıştı.
Ne var ki top bir türlü Macar kalesini düşüremedi... Ama Brezilya umutlarımızı suya düşürdü.
Kimse bana bu saatten sonra ihtimal hesabı yapmasın! Yeni bir vizyon, yeni bir kültür ve yeni bir gelecek için, bugünden yarınları planlamak gerekiyor...