İzmir şoku

A -
A +

Bu millet, İzmir'de düşmanı nasıl denize döktüğünü anlattı yıllarca... Şimdi ise İzmir, iki şeyi anlatacak birbirine... Biri, 3 Temmuz mahkûmu Aziz Yıldırım'a futbolun Atatürk Stadı'nda nasıl iade-i itibarda bulunduğunu, diğeri Sanica Boru Elazığspor'un boyun eğmeyen futbolunu. Doğrusu, Yıldırım'ın "mahkûmiyet kararını" düşündüm ve kanun, hak, hukuk, adalet terazisinde mantık aradım, bulamadım. Eminim ki, Yıldırım da bulamamıştır... Ligin ilk haftasındaki F.Bahçe-Elazığ eşleşmesinde; "güçlü-güçsüz" orantısına baktığımda anladım ki, "Büyüklük kuvvetli olmak değildir, kuvvetini yerinde kullanmaktır!" Uzatmayalım; ne kadar büyük ve güçlü olursan ol, kadronu hangi yıldızlarla süslersen süsle, eğer savunman evlere şenlik, orta sahan Cristian oyuna girinceye kadar kevgire dönmüş ise; Alex, Sow ve Stoch gibi iş bitirmesi gereken yıldızların sonuç alan futbolu oynayamıyorsa, koca F.Bahçe, rakibin baskısı karşısında koz helva gibi dağılıyor ve kulübede Kocaman bu maceraya seyirci kalıyorsa; adın, gücün ve nüfuzun ne olursa olsun kazanan taraf olman mümkün değil. Düşünün, bütün bunları sezona 17 oyuncu transferiyle giren ligin yenisi Elazığspor, asırlık çınar karşısında başarıyor. Hem de dev rakibine maçta sadece iki pozisyon vererek. O pozisyonlardan ilkinde İvesa'nın apoletine "Bir kaleci bir takıma bedeldir" yıldızı ekleniyor, ikincisinde ise İvesa, Kuyt'a teslim oluyor, İki adam ve iki hikaye; zihinlere şu gerçek kazıyor; futbolun kozmik odaları güçsüzler tarafından fethedilmiş durumda, artık. Çünkü zamanın açığa çıkarmadığı sır yok! Bir tarafta yazalım, en verimli yağmur alın teridir. Lakin o tere saygı duyacak ustalar, kalfalar değil!

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.