Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç'ı dikkatle takip ediyorum. Açık söyleyeyim; ilk Bakan olduğu gün ile bugün arasında Mariana Çukuru ile Everest Tepesi gibi bir fark var. İlk günlerde kimseyi dinlemeyen, astığı astık, ilmi siyasetten uzak, "uzlaşmaz" bir Neron profili vardı. Şimdilerde, sporu ve spor camiasını öğrendikçe olgunlaşan, "çalıştaylar" aracılığı ile herkesi dinleyen ve insana güven veren tam devlet adamı vakarında bir Bakan profili var. Tarz mı? Yine tavizsiz ama inandırıcı... Bakın o irade; futbolu "yönetenlerin keyfiyeti"nden çıkaracak olan Kulüpler Yasası'nda ısrarlı. Futbolun "olmazsa olmaz" konusu için mücadele eden 4 bakan tanıdım, ne yazık ki hepsi de derin futbolun gücü karşısında eridi gitti. Fakat şuna eminim ki; Suat Kılıç o dirayetli duruşuyla "Futbol Yasası"nı 2013'ün içinde çıkaracaktır. Kulüplerin, SGK ve vergi borçlarıyla ilgili talebine gösterdiği Kılıç gibi refleks de müthiş. Sözün üzü; emekli, dul ve yetimin hakkını, futbolun "sorumsuz" yöneticilerine peşkeş çekmeyen ve sahaya "sistem" getirmeye çalışan bu Bakan profiline müthiş saygı duyuyorum. >>> Aysal'ı dinlerken! G.Saray Başkanı Ünal Aysal kurnaz bir yol seçti. Gazetecileri teyp yerine koyup, aklındakileri sıraladı. "Saha içi Terim'e, saha dışı bana ait"ten öte bir mesaj vermeyen bu açıklama bende şöyle bir kanaat uyandırdı: Aysal zeki ama "3. gözün" öneminden habersiz, "medya"yı da "memur" yerine koymuş. Yazık! Bu kafa, bu vizyon ve böyle bir medya ile ne G.Saray ne de diğer takımlarımız bu ülkeye bırakın çağ atlatmayı, çıta bile atlatamaz! Ne demek istediğimi, en iyi bu ülkeye ilkleri yaşatan Fatih Terim Hocam anlar! İşin zor Hocam! >>> Gazetecilik nedir? "Gazetecilik teyp gibi kaydetmek değildir; şuur altındakileri ortaya çıkarma becerisidir." (Öcal Uluç) >>> Yanlış nerede? Dünyayı kendilerine dar ettiğimiz şu insanlara bakın; biz ne kadar aşağıladıysak onlar o kadar taçlanıp büyüdüler. Kimler mi? "Ondan teknik direktör olursa, benden de..." deyip, tukaka ettiğimiz Joachim Löw. Türkiye'den ayrılınca bakın neler yaptı? "Ömrü bitti" denilen Panzer'i revize edip, cilaladı, bir güzel parlatıp, şahlandırdı ve ortaya engel tanımaz Alman Milli Takımı çıktı. Löw ile sadece Dünya Kupası 3.lüğü değil birçok yıldız kazanıp, geleceğe güvenle bakan bir takım oldular. Del Bosque; Real Madrid ve İspanya Milli Takımı'nı şampiyon yapan adam sıfatıyla geldi, Türkiye'ye. Biz ne yaptık, 6 maçta ".. bundan bir şey olmaz." diyerek biletini kestik. Eee.. El mi yaman bey mi? Del Bosque, "yüklü" tazminatla ülkesine döndü ve İspanya Milli Takımı ile FIFA tarafından "Yılın teknik adamı" seçildi! İşte size, gurur ve hüzün hikayesi! Bitmedi; "Yılın hakemi" seçilen Cüneyt Çakır, A.Madridli Arda Turan ve Emre Belözoğlu içeride ne kadar linç edilmeye çalışıldılarsa dışarıda o kadar büyüyüp, ülkemizi onurlandırdılar. Helal olsun. Söyleyin, "yanlış nerede?" >>> Messi nasıl yetişir? "Düşünmek dünyanın en zor işi"ymiş... Söyleyin, Arjantin bizden daha mı gelişmiş? Önümdeki, "FIFA Messi'yi 4. kez yılın futbolcusu seçti" haberine bakıp, kendi kendime söyleniyorum. "Bir Messi nasıl yetişir?" Düşünüyorum çaresizce: Enerjimizi fındık kabuğunu doldurmayacak "lüzumsuz" tartışmalarla tüketiyoruz da Messi gibi yıldızları yetiştirecek beceriyi neden gösteremiyoruz? Lütfen!.. Biraz da siz düşünün, "Bu ülkede Messi'ler nasıl yetişir?" -------- MIHLAMA: Başarı öne çıkınca ihtirasa susmak düşermiş!