Rüzgâr gibiydi Kayserispor.Maça bir başladı, pir başladı. Hırs, arzu ve mücadele o biçimdi. Nasıl olmasın ki?
F.Bahçe'nin aslı değil sureti vardı sahada, hani "suyunun suyu" derler ya öyle bir şey.
Bu kadro sadece Kayserispor'un değil her takımın iştahını kabartırdı.
Tabii insan Kayserispor önündeki on bire bakınca ister istemez soruyor:
"Benfica'yı Lizbon'da bunlarla mı geçecek F.Bahçe, hayır kesinlikle hayır.
O halde bu 'hazırlık maçı' on biri de neyin nesi?"
Bir soru daha.
"F.Bahçe, Kocaman'ın '7 puan kapatılacak bir fark değil" sözüne bakıp lig yarışını bıraktı mı yoksa?
Hayır, bırakmadıysa hadi kaleci, iki beki anladık ama Hasan Ali, Stoch ve Krasic'li üç sol kanat oyuncusuyla maça başlayan tercihin amacı ne olabilir?
Tam bu soruların cevabını ararken Kayserispor Cleyton ile daha maçın başında 1-0 öne geçmez mi, işte o zaman sarı-lacivertlilerin zihninde yıldırımlar daha bir başka çaktı. Sorular, öfkeler yağmur suyu gibi kabardı.
"Aykut Kocaman deli mi dahi mi?"
Niye bu şaşkınlık?
Kocaman'a, oyuncu planlamasına, mantığına inanmadıkları için. O tribünler, skor tabelasına odaklanmak yerine birazcık Aykut Hoca'ya inanmış olsalar, her tercihin izah götürür bir sebebi olduğunu anlayacaklar.
Ama hayır onlar, Kocaman'a karşı ön yargılılar ve bunu da bir türlü kırmıyorlar.
O yüzden hep denizin yüzündeki kaya ile meşguller.
Oysa Aykut Kocaman, onların görmediklerini görüyor ve onların cesaret edemediği riskleri aldığı için bugün F.Bahçe ile kestirilemeyen tarihi adımları atıyor. Yoksa dün gece forma verdiği Orhan Şam, Krasic, Bekir, Serdar ve hatta Hasan Ali'nin Benfica karşısında olmayacağını o da biliyor.