Ne büyük saadet!
Türk futboluna sanki sihirli bir el dokunmuş gibi zafer üstüne zafer yaşıyoruz.
Şu güzelliğe bakın iki gün önce Devler Ligi'nde G.Saray dün gece de Avrupa Ligi'nde Çek Viktoria Plzen takımını eleyerek adını çeyrek finale yazdırdı, F.Bahçe.
Bu ne muazzam bir şey! Yıllardır özlemini duyduğumuz tablo buydu.
Helal olsun!
Oysa kafeste kuş değildi Viktoria Plzen. Napoli gibi bir devi devirmişti.
Webo'nun golü ile 1-0'lık yenilginin endişesiyle mengeneye sıkılmış gibi gelse de İstanbul'a hiç şüphesiz gönlünde çeyrek final yatıyordu, tıpkı F.Bahçe gibi. O yüzden teslim olmaya niyeti yoktu, Çek Ligi'nin liderinin. Kollar ve Horvath ile tırmalayıp, Caner'e, Sow'a direndi, direndi ama sonunda Cristian ile girdiği harika duvar pası organizasyonunu golle süsleyen genç Salih'e teslim oldu. Tıpkı, "Kerte kerte can gidiyor" derler ya, aynen öyle.
O an, bizim medyanın yerden yere vurduğu Aykut Kocaman için yüreğimden kocaman bir alkış koptu, Topal'ın üzüntü veren sakatlık anında tercihini Salih'ten yana kullandığı için. Bekir, Selçuk, Caner ve 19'luk delikanlı Salih gibi alternatif oyuncularla F.Bahçe'yi Avrupa'da şahlandırdığı için... Gönülsüz Cristian'daki kararıyla Brezilyalıyı Alex'in rolünü alabileceğine inandırıcı için.
Uzatmayalım "ondan hoca olmaz!" diyenlere, harika rakip analizi, mükemmel maç taktik ve stratejisiyle dost-düşman herkese teknik adamlık nasıl olurmuş gösterdiği için...
...Ve çeyrek final zaferiyle hepimizi bu büyük yarışta gururlandırdı için kocaman teşekkürler...
Ancak seyircisiz futbol, keyifsiz ziyafet gibi keyif kaçırıyor bunu bilelim ki gereksiz cezalarla final yolunda yalnız kalmasın F.Bahçe!