Savundum.
Herkesin acımasızca vurduğu dönemde ısrarla, inatla ve inançla savundum, savunmaya da devam edeceğim.
Niçin, bu ısrar?
Aykut Kocaman; F.Bahçe'nin en önemli yerli teknik adam projesi olduğu için.
İstedim ki, Rıdvan Dilmen ve Oğuz Çetin denemelerinde sukutu hayale uğrayan F.Bahçe'deki o korkunç çarkın dişlileri Aykut Hoca'yı da posaya çıkarmasın. O, Hiddink, Aragones ve Daum gibi Avrupa'nın teknik adam eskilerine peşkeş çekilmesin.
İstedim ki, F.Bahçe, artık bir ülke evladının elinde şekillenip; uluslararası sahada yerini alsın.
Ne mutlu o proje bugün, Salih ve Beyhan gibi gençlere Kocaman model oldu.
Eh, bu bana yeter.
Ne var ki, kendi vizyonsuzluklarını aşıp, F.Bahçe'yi rekordan rekora koşturan hocayı hazmedemedi, bazıları.
Önüme, Kocaman bir "liste" koydular, "Bunları harcayan o" diye.
Güldüm ve dedim ki, "Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var."
Şimdi bakıyorum da; bana "avukatı mısın?" dedikleri teknik adam için kendileri "rekorların adamı" diye methiye diziyor.
Dizsinler... Çünkü, Hoca bunu fazlasıyla hak ediyor.
F.Bahçe ile futbolculuğunda 2 lig şampiyonluğu yaşayan o.
Teknik adam olarak, Lig ve Türkiye Kupası'nı kazanan o.
F.Bahçe'yi Avrupa Ligi'nde ilk kez çeyrek finale taşıyan o.
Söyleyin, bu insan alkışlanmaz da ne yapılır?
En kıymetli
ödül Aysal'a
Yine, Ünal Aysal!..
Aslında, olması gereken bir hareket, sportmence davranmak...
Ama? Öyle özlemişiz ki, "aaa" diye küçük dilimizi ısırıyoruz.
Hatırlayın... Bir ay öncesi "F.Bahçe formasını giyerim!" diyen adamı.
Yine aynı adamdan; "İşte spor.. İşte dostluk" dedirten o örnek davranış.
Başkan Aysal bu defa da ekibiyle tarihi rakibi Beşiktaş'ın 110. kuruluş yıl dönümüne katılarak, Fair Play'i bayraklaştırdı.
Helal olsun.
Buradan ilan ediyorum. Benim Fair Play adayım başkan Ünal Aysal!
Bir takdir de, bu güzelliği "Rekabet sahada, dostluk her yerde!" söylemi ile noktalayan davet sahibi Beşiktaş Başkanı Fikret Orman'a.
Keşke, Aziz Yıldırım başkan da bir mesaj ile geçiştirmese de, bu güzelliğe eşlik etseydi.
Dilerim, o günü de görürüz.
MIHLAMA
"İnsanların göründüklerinden daha hassas olduğunu düşünmek kadar rahatlatıcı bir şey yoktur." (Eric Hoffer)
Angora değil
Andorra!
Andorra olsa olsa Kadıköy'ün yarısı kadar bir yer. O da dağ tepe...
Futbol mazisi, 1996'da başlamış. Nüfusu 86 bin. Takımdaki tek profesyonel, Real Madrid C takımından Marc Vales. Gerisi pür amatör.
Fizikleri zayıf. Defans yapsalar hücuma çıkacak, hücum yapsalar geriyi toparlayacak gücü yok.
Hollanda, Romanya, Macaristan ve Türkiye arasında tost olmuşlar.
Böyle bir yer ve rakibe iki uçak dolusu insan ile gitmenin manası ne?
Lütfen!.. "Bu değirmenin suyu nereden?" diye sormayın, hepsi TFF'nin misafiri.
"Tüyü bitmemiş yetim hakkı... 70 milyona nasıl hesap verecekler?" hamasetine de girmeyin.
Çünkü: bu cüzdan değil vicdan meselesi.
Spor değil, sponsor meselesi.
Mizan değil, minare - kılıf meselesi.
Diyorlar ki, kazın ayağı öyle değil.
Güldürmeyin beni...Öyle değilse ne?
Andorra, 2014 Dünya Kupası'na giden yolda Stelvio Geçidi'nden daha tehlikeli ve kritikmiş. Heyhat!
Andorra kimi yenmiş ki, bizi yensin? Gruptaki 4 maçın dördünü de kaybetmiş; 13 gol yemiş, tek gol atamamış iken, ilk golü bize mi atacak?
Yemezler! "San Marino ilk golünü kime attı?" diyorlar.
Demirören ve ekibi de öyle düşünmüş olmalı ki; angora yumuşaklığındaki Andorra maçına iki uçak dolusu insan ile çıkarma yaptı.
Soruyorum; Volkan, Hamit, Arda, Burak değil de, o insanlar mı oynayacak o maçı?
Sahi kim bu "gizli" kahramanlar?
Açıklayın da bilelim.