F.Bahçe gümbür gümbür geliyor. Eksikleri yok mu, çok... Ama önemli olan, eksiklere rağmen yol alabilmek. Sarı-lacivertlilerin başında 100. maçına çıkan Aykut Kocaman ve yönetimindeki F.Bahçe'yi kutluyorum... Zira elmas yontar gibi zoru başarmaya azmetmişler bir kere. İçeride-dışarıda engel tanımıyorlar; fiziki şartlar, sosyal olaylar, psikolojik baskılar hiçbiri durduramıyor sarı-lacivertlileri.
Düşünün... Lig, kupa, Avrupa; üç kulvarda yarışmak kolay mı, değil.
Ancak? Tarihi rakibi G.Saray'ın Kayseri deplasmanında kazandığı maçın üç saat sonrasındaki o ağır psikoloji ile Antalyaspor'a karşısına çıkıp, üç puan arıyorlar, kolay mı?
Mehmet Özdilek ve ekibi; inanılmaz diri ve mücadeleci... Göze göz, dişe diş oynuyor. Öyle ki, Kuyt'ın ağzından kan geliyor.
Takımın omurgasını taşıyan üç isim Mehmet Topal ve Webo sakat, Cristian ise yedek. Kaptan Emre de maçın başında fire vermiş. Meireles deseniz, adeta yürüyor. Gökhan da vites küçültmüş gibi... Ziegler yok... Savunma güven vermiyor, savunma arkasına atılan her uzun top, Fener kalesinde pozisyon oluyor. Bu şartlar altında deplasmanda kazanmak her takımın harcı mı, hayır!..
Vizyonun olacak. Hedef, tutku, heyecan, coşku ve stratejin olacak.
Aferin Salih. Genç yıldızın 'Alexvari' vuruşundan gelen gol, maça ayrı bir keyif katıyor...
Ancak bazen bunlar da yetmiyor. Tita'nın attığı gol ciddi bir uyarıydı F.Bahçe'ye. F.Bahçe'nin sahada daha çok koşması, yorulması, inanması gerekiyor.
İşte böyle bir anda da Sow gibi tecrübe imdada yetişiyor.