Borç kemiğe dayanmış... Giderler, gelirleri ikiye, hatta üçe katlamış... Kulüplerin bütçelerindeki açık dağ kadar büyümüş... En başta G.Saray... Sonra diğerleri... Rahat olan birkaç kulüp G.Birliği, G.Antep, Trabzonspor ve F.Bahçe!... Gerisi sıkıntılı... Hadi, bugüne kadar borçlu kulüpler vaziyeti idare ettiler... Ama bundan sonrası?.. Büyük sıkıntı!.. Özellikle 2007-2008 bütün Avrupa'da denetim yılı... UEFA denetçileri, bütçe denkliği istiyorlar.. Mali, sportif, altyapı, idari ve hukuki lisans yeterliliği arıyorlar. Kulüplerimiz ya UEFA Kriterleri'ne uyacak ya da Avrupa kupalarına katılmayı unutacak. Artık top, UEFA denetçilerinde!.. Bir kere daha yazıyoruz, bu işin şakası yok!.. Lütfen bir gol daha yemeyelim... Yersek, bu defa Chelsea gibi, kulüplerimizi teslim edecek bir Rus petrol zengini arar dururuz. Erzik'i halk istiyor ama... Üşenmedim, saydım... Futbol dünyamızın içindeki farklı kesimlerden 20 kişiye sordum. Daha doğrusu onlar, "Futbol Federasyonu Başkanı sizce kim seçilir?" diye bana sordular. Ben de bir dönem G.Saray Başkanlığı yapan ve sonra Federasyon Başkanlığı'na aday olup da boyunun ölçüsünü alan Alp Yalman gibi davranıp, soruyu, "Sizce kim seçilmeli?" diye karşı tarafa yönelttim. Bir, iki, üç... derken bir de baktım ki, oyunun sonunda "anket" olabilecek ciddi bir sayıya ulaşmışım. Hazır, bu sonucu değerlendireyim dedim... Önce konuştuğum 20 kişinin tahsil, meslek ve ekonomik durumu hakkında size bilgi vereyim. Yüksel okul mezunu 7 kişi; üçü öğretmen, biri avukat, biri de diş tabibi, biri bankacı, biri de serbest muhasebeci... Lise mezunu 12 kişi; 5'i esnaf, 4'ü özel sektörde çalışan işçi, 3'ü her hangi bir işte çalışmıyor. İlköğretim mezunu 1 kişi; SSK emeklisi. Şimdi bu 20 kişinin taraftarı oldukları kulüplere göre bir dağılımını sunalım. F.Bahçe taraftarı: 9 kişi... G.Saray taraftarı: 4 kişi... Beşiktaş taraftarı: 3 kişi... Trabzonspor taraftarı: 3 kişi... Malatyaspor taraftarı: 1kişi... Sonuçlar mı? Sıkı durun; Şenes Erzik: 11 kişi (% 55) Haluk Ulusoy: 4 kişi (% 20) Ayhan Bermek: 2 kişi (% 10) M. Ali Yılmaz: 2 kişi (% 10) Levent Bıçakcı: 1 kişi (% 5) Şimdi bu tablodan sonra Futbol Federasyonu Genel Kurulu'na dönelim... Yani, Futbol Federasyonu'nu seçecek olan delegelerin ağırlıkta olduğu kulüplere bakalım. Oradaki tablodan bize ulaşan önemli bir bilgiyi size aktaralım... Halkın başkan olarak görmek istediği Şenes Erzik'i şu ana kadar arayan ve bu konuda fikrini soran bir tek kulüp temsilcisi olmamış... Bugünlük bu kadar bilgi yeter sanırım... ...kulüpler oralı değil Çağ atlamak İnsanların olduğu gibi ülkelerin de önüne dönem dönem önemli fırsatlar çıkar. Şansın döndüğü an dediğimiz fırsatlar... Türkiye, 2007'de böyle bir döneme giriyor. Fakat, hiç bir hazırlığı yok... Oysa, Fransa ve Almanya gibi ülkeler, 2007 plânlamasını 20 yıl önceden yapmışlar. Dünya Kupası, Avrupa Şampiyonası gibi büyük organizasyonlara da ev sahipliği yaparak, bu plânlarına bir derinlik ve güç kazandırmışlar. Ama bizde anlayış, "Hele bir önümüzü görelim" ya da "Doğmamış çocuğa don biçilmez"den öteye geçmediği için, uzun vadeli plânları sumen altına atıp, dururuz. Fırsat kapıya dayandığında ise elimiz ayağımıza dolaşır. Söyleyeceğimizi kestirmeden söyleyelim. UEFA Başkanı Lennart Johannson, "Artık yoruldum. 2007'de görevi bırakıyorum. Sorumluluklarımı birileri üstlenmeli" dedi. Birçoklarına göre yeni olan bu açıklama aslında bizim için, bu gazetenin okurları için tam 4 yıllık bir hikayeydi. Yani, Dolmabahçe'deki bir resepsiyonda Johannson'la yaptığımız özel röportaj sonrası İsveçli başkanın, "Erzik'i UEFA Başkanı olarak görmek istiyorum" dediğini bütün Avrupa'ya duyurmuştuk. Fakat, Türkiye bu çağrıya inanamadı. Erzik'in elini daha da güçlendireceği yerde, seçildiği UEFA ve FIFA'daki tahtlarından indirmek için bir sürü dedikodu ve engel çıkardı. Kulakları çınlasın Ali Şen'in... Bu haber üzerine çıktı, dedi ki, "Erzik, Johansson'un çanta taşıyıcısıdır. UEFA Başkanı olamaz!" Sanki Şen'in söyledikleri kanunmuş gibi, bizim medya da bu sözleri manşetlere taşıdı. UEFA'da Erzik'in yerine oynayanlar da bu sözleri, kulislerde kullandılar. Neyse, Johannson diyor ki, "2007 bırakacağım!" Hayırlı olsun... Gönlündeki adayın da Erzik olduğunu bütün yakın dostlarına söylüyor. Fakat... Erzik ortaya çıkmıyor... Çünkü, böyle bir hedefe soyunsa ne kadar yalnız kalacağını biliyor. Çünkü Michael Pilatini ve Franz Beckanbauer gibi devlerin ülkeleriyle birlikte karşısında olacakları biliyor. Sonuç mu? UEFA kriterlerini ilk öğrenen ve ilk uygulayan ülke konumundaki Türkiye ve Türk futbolu, 2000'de, 8. sıraya yükselmiş ve İspanya, İtalya, Almanya, İngiltere gibi ülkelerle birincilik yarışına girmişken, 2006'da 12. sırada debelenip duruyor. ..Ve Türkiye'nin önüne açılan fırsata, Türk futbolu kör ve sağırmış gibi ilgisiz kalıyor. Erzik'i bir türlü o makamı yakıştıramıyor. Çelmelemeye devam ediyor. Aslında çelmelenen Erzik değil, Türk futbolu!... Yazık!.. Ulusoy'un en zor cuması Bugün Cuma... 13 Ocak 2006, cuma!.. Bugünün özelliği ne demeyin? Cuma mübarek gündür... Futbol Federasyonu Genel Kurul delegelerinin ekseriyetinin başkan olarak görmek istediği Haluk Ulusoy da böyle düşünüyor, o yüzden çok önemli ve çok kritik bir kararı bugün vermeyi plânlıyor. Karar mı? Ya, "İktidara rağmen, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'e rağmen adayım!" diyecek Ulusoy. Ya da?.. "Seçilen kim olursa olsun, bu işi bu şartlar altında 6 aydan fazla götüremez!.. İyisi mi, Türk futbolunun selameti için bir süre daha izlemede kalayım" deyip, tribünden olup bitenleri biraz daha seyredecek. Aday olursa ne kazanır veya ne kaybeder, Haluk Bey? Bir dizi sıkıntıyla karşı karşıya kalır. Bir dizi dosya yeniden açılır. Peki, o dosyaların içinde ne var? Belki de, fındık kabuğunu doldurmayacak şeyler!.. Ama "Şuyu vukudan beter" derler ya, mide bulandırır, sinir bozar!.. Peki, buna rağmen sıkıntıları göğüslemeye değer mi, Ulusoy gibi inatçı bir karakter için değer... Ya çekilirse? Her şeye rağmen umut olarak bir tarafta durur. "Keşke"ler devreye girer, "Keşke Ulusoy olsaydı" temennileri ile Haluk Ulusoy'u bir sonraki kongreye kahraman taşır. Gözlemimiz bu... Fakat duyumumuz başka... Şu an Ulusoy'a taktik verenler, "Ya şimdi aday ol ya da bir daha Futbol Federasyonu'nu aklından geçirme" gibi bir telkinde bulunuyorlar. Ulusoy'un yerinde siz olsanız bu durumda nasıl bir karar verirdiniz?