Bu nasıl kupa, böyle? Bu nasıl futbol? Sözüm ona adı "Dünya Kupası" ama ne o kalite mevcut, ne o heyecan, ne de o kupa keyfi. Sanki Bank Asya Ligi mücadelesi! Yazık!.. En keyifli geçer diye baktığım maçlarda bile dağ fare doğuruyor! *** Brezilya, mutlak favori gösterildiği "Ölüm Grubu"nda ''Nasıl olsa yenerim'' düşüncesi yüzünden az daha acınacak hale düşecekti. Kos koca Brezilya, Dünya Kupası'nda en son 1966'da boy göstermiş bir takıma karşı eğer bu kadar zorlanıyor ve Dunga gibi bir teknik adam da bu durumu değiştirmek adına uzun süre hiçbir hamle yapamıyorsa varın gerisini siz düşünün. Çift ön libero ile 4-2-3-1 düzeninde çıktığı bir maçta Elano, Kaka, Robinho ve Fabiano ile sadece top ayağına geldiğinde oynuyor, önde hiç basmıyorsa; böyle bir takım kaç kere o kupayı kaldırırsa kaldırsın K.Kore'nin o katı savunma duvarını nasıl aşar diye düşünürken sanki Sambacılar'a bir sihirli el dokundu. Onca şuttan, Bastos ile kaçan frikikten sonra sağ kanattan savunmanın arkasına sarkan Maicon sıfıra indi ve kalecinin kapattığı köşeden topu ağlara gönderdi de kara kara düşünmeye başlayan Dunga, Elano'nun farkı ikiye çıkarmasıyla rahat bir nefes aldı. *** Öte yandan gündüz oynanan grubun en en çekişmeli geçmesi beklenen Portekiz-Fildişi Sahili mücadelesi de evlere şenlikti! Ronaldo'nun ilk yarıdaki direkten dönen topu dışında kayda değer tek hareket göremedik. Söyleyin bu mu, Danny'li, Deco'lu, Ronaldo'lu, Portekiz? Sahi bu mu, devlere kafa tutacak denilen Sven Goran Eriksson'un Drogbalı Fildişi Sahilleri bu mu! İnanılacak gibi değil!