Masalcı Aysal!

A -
A +

Gerçek şu ki; G.Saray Başkanı Ünal Aysal, Pinokyo olsa burnu, bulutlara değerdi. Diyeceksiniz ki, o da nereden çıktı? Nezaketinize hayranım, demiyorsunuz çünkü masalcı başkanın "balonları"nın ayyuka çıktığını siz benden iyi biliyorsunuz. Hatırlayın; "Pastanın üstüne çilek!" meselesini. Ne vadettiği, ne oldu, malum dağ fare doğurdu. Maalesef koca sezon bizim futbol dünyası o pastayı yedi ama çileğe bir türlü ulaşamadı. Oysa Aysal'ın vadettiği "çilek", aslında sanal alemde bile "beyaz yalan" dı. Fakat, ne de olsa başkan eski yüzücü; kulvarın sonuna geldiğinde nasıl hızlı ve kıvrak dönüşler yapacağını çok iyi bilen biri. Ne diyelim, helal olsun; bu da onun meziyeti! Nitekim, Aysal o kıvraklıkla "Ben bir ironi yaptım, hepsi bu!" dedi, çıktı çileğin içinden. Çilesi ise garibim taraftara kaldı. Vah ki vah!.. Dünya kulübü G.Saray'ın Başkanı'nın haline bakın. Beyefendi bizim medyayı, "ironiden anlamayan güruh" yerine koydu. Teessüfler! Bitmedi; Adnan Öztürk'ün söylemlerinde aydınlanan yönetimdeki "ayrılık" için o, "Benim Öztürk'le sorunum yok!" yorumunu yaptı. Heyhat!.. Kimse sormadı, "Peki, sorununuz yok da niye G.Saray yönetimi bir akşam yemeğinde bir araya gelemedi?" "Wesley Sneijder" mi? "Yüzde 95 bitti" denildiği gün, güldüm geçtim. Ehh, bizim de okumamız, yazmamız var! Okuduk, artık ezberledik Sayın Masalcı Aysal'ı... >> MIHLAMA Eğri cetvelden, doğru çizgi çıkmazmış! >> UEFA kararlı! Yazacağım! Hani şu günlerde tüzük tadili için kılı kırk yaran FIFA, "Lütfen fair-play!" diyor ya... UEFA'nın "Olmazsa olmazı" da "Finansal fair-play." Niye?.. Güzel oyun futbolu doğru ellerde büyütebilmek için. Hem de yeni değil bu diretme; tam 1987'den beri inanılmaz bir gayret var. Gedikli okurlarımız gayet iyi hatırlarlar; "UEFA Kriterleri" ve "Bosman Kanunları"nı ilk bu sütunlardan okuduklarını... Herkes "Ne o?" diye tartışmaya başladıktan tam 1 yıl sonra Rusya, "Biz hazır değiliz, bu kriterleri uygulayamayız, hazırlanmamız da en az 2 yıl sürer" diye itiraz etmişti. Sonra Rusya'yı birkaç Avrupa ülkesi daha takip etti. UEFA Başkanı Platini ve Genel Sekreter İnfantino, işte 12 yılda olgunlaşan o kriterlerin "mali" boyutu ile "etik" boyutunu birleştirip, "Finansal fair-play" diye Ağustos 2009'da Avrupa'ya dikte ettiler. Hem de çok kararlı bir biçimde. Amaç; özünde bir oyun olan futbolun "endüstriyel" etki ile canavarlaşmasının önüne geçmekti. Amaç: futbolu kendi kaynaklarında büyütmek ve bu oyunun içine deli para girişine engel olmaktı. Yani, kulüpleri; toplam borcunun, toplam gelirini aşmayacağı muhasebe disiplinine kavuşturmaktı. Amaç; saha dışı kurallarla futbolu kötü niyetlilerin eline bırakmamaktı. Amaç; futbol ailesinin tüm kesimlerinin hak ve sorumluluklarına sahip çıkmaktı. Nitekim o kriterler, Kulüp Lisanslama Sistemi ile Kulüp Finansal Lisans Masası'nda iki yıldan beri uygulanmaya başladı. Hem de tavizsiz. İlk faturasını da ne yazık ki; Avrupa'dan tart edilen bizim Beşiktaş ödedi. Birilerinin kulakları çınlasın! >> Yıldız falı! Hiç düşündünüz mü, kulüplerin neden yıldız oyuncu transferinden vazgeçtiğini? Neden genç yeteneklere yöneldiğini? Söyleyeyim; har vurup harman savurma devri de yıldız falı okuma dönemi de kapandı, "bıçak kemiğe dayandı" denilen noktadayız, artık. Duyurulur. >> CEO uyuyor mu? Alo!.. Lütfi bey!.. Alo.. Alo.. Alo... Ne garip? Florya'da ne ses var ne de görüntü! Yoksa CEO uyuyor mu?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.