Skor tabelasındaki 4-2'nin sırrı!.." yazımın başlığı olacaktı, fakat sonra değiştirdim. Çünkü? Düşündüm; F.Bahçe'de olup da Belediye'de olmayan şey nedir, diye. Düşündüm: İlk 45 dakikayı ağustosböceği gibi boşa harcayan iki takımın ikinci yarıya 6 gol birden sığdırmasının esprisi nedir, diye. Bir şey daha düşündüm; Kadıköy'e lider gelen İBB, bugüne kadar seyrettiğim en kötü futbolunu oynayan F.Bahçe'ye o ilk 45 dakikada nasıl gol atamaz, diye. Daha düşünülecek o kadar çok şey var ki, size hangi birini anlatayım? Özet; skoru zengin bir unvan maçıydı, Kadıköy'deki 4-2'lik F.Bahçe-İBB karşılaşması... Seyredenleri bu yönüyle mutlu oldu. Ama ya kalite, hak getire! Fakat? Eğriye eğri, doğruya doğru. Böyle maçların havası da mücadele şekli de seyri de farklı olur. Git-geller... İlk yarıdaki gibi kilitlenip kalmalar. Disiplini tutamamalar vs... İşte teknik adam becerisi böyle çaresiz kalınan anlarda devreye girer. KARAR ANI Şimdi soralım soruyu, Kocaman, geçen sezona göre omurgasında 8 oyuncusu değişen F.Bahçe'de "Arayış" adına kendince bir deneme yaptı. Düşünce doğruydu. Ama ilk yarı performansı gösterdi ki; uygulama başarısız. O an Aykut Hoca, öyle bir karar vermeliydi ki; bu tercih, size her şeyi lehinize çevirebilecek şekilde B planınızı uygulama fırsatını sunabilsin. Kocaman, o riski aldı. Kanaatimce 4-2'lik maçta F.Bahçe ile İBB'nın ayrıştığı en temel nokta da buydu. Teknik adam etkisi; inanmışlık, tecrübe, cesaret, kalite ve liyakat farkı. Aykut Hoca'yı ilk 45 dakikada birçok açıdan eleştirebilirsiniz. Ama o devre arası hamlesi ile Orhan-Sezer ve Semih-Bienvenu değişikliğiyle maçı nasıl değiştirdiğini hepimiz gördük ve bütün eleştirileri çöpe attık. Çünkü futbol nihayetinde bir sonuç oyunu ve en ideal teknik adama düşen de elindeki malzemeyi en verimli şekilde kullanması. İşte Aykut Hoca bu başarıyı gösteren kişidir. Dikkat ederseniz, Sezer ve Bienvenu hamlesi sadece oyuncu değişikliğinden ibaret değildir. Takımın kimyasındaki reaksiyonları tümüyle harekete geçiren akılcı bir hamledir. Dikkat... O tercihle; takımdaki taşlar yerli yerine oturdu. Değişiklik sonrası; Gökhan Gönül ve Mehmet Topuz ile Cristian maçın başındaki görevlerinin ötesinde daha efektif bir rol üstlendi. Stoch ve oyuna sonradan katılan Sezer'in de çabası ile orta alan ve kanatlar hücum yönü daha etkin bir kimliğe büründü. İBB'yi şok eden goller de böyle geldi. O bir önceki sezonun kopyası niteliğindeki taç atışından gelen gol Stoch'un becerisinden çok rakip takımın teknik heyetinin ne denli balık hafızalı oluşunun ispatı gibiydi. Bir takım bir birinin kopyası iki golün aynı oyuncudan iki kez nasıl yer? ZİRVEDE KALMAK Savunma ve taktik zaaflarının ikramıydı. Beni asıl şaşırtan İBB kalecisi Oğuzhan ile birazcık direnç karşısında şeker gibi eriyen Visca, Taner ve Doka'dan oluşan etkisiz orta sahasıydı. Sorarım size Zayatte ve kalede Hasagic olsa İBB, o golleri yer miydi? Ayrıca anlamadığım bir şey daha, "Maç sabahı sakatlanmak" (!) ne demek? Sonuç; hayatın tüm evrelerinde olduğu gibi futbolda da zirveye çıkmak değil zirvede kalmak önemlidir. İBB'nin ise bu sahada daha kat etmesi gereken çok uzun yol var. Avcı ve ekibinin bir kere sürekli zirve oyunu oynayabilmesi için kuvvet, sürat, dayanıklılık, koordinasyon ve psikolojik olarak kendini aşacak irade, disiplin ve kalitede devamlılığı göstermesi lazım. Ama bu özelliği de şu an Abdullah Avcı'nın Webo dışındaki talebelerinde görmek mümkün değil. Kimse darılıp gücenmesin gerçek bu! Oysa Kadıköy'de 26 maçtır yenilmeyen Aykut Kocaman yönetimindeki F.Bahçe, şu fikri yorgunluk ortamında bile performans, kondisyon, zihni tamamlama ve dinlenme başarıyla takımı ligin zirvesine taşıyan farkın sırrı işte budur. Abdullah Hoca'ya söyleyeceğim şey şu; elinizde 3-0'dan maçı 3-2'ye getirebilecek bir zenginlik olduğu halde sonucu lehinize çeviremiyorsanız, böylesine önemli eksikliği "detay" diye geçiştiremezsiniz. Büyük ve küçük! > Kural; büyük balık küçük balığı yer. Kadıköy'de çıtır çıtır yediği gibi. > Soru; küçük balık, büyük balığa kendini nasıl yedirmez? Şampiyon Bursaspor örneğinde olduğu gibi.