Temel sağlam olmazsa en görkemli yapılar bile çökermiş. Merhum Hasan Özaydın ve Güven Sazak, F.Bahçe başkanları arasında en samimi olduklarırmdı, ikisiyle de epey röportajlarım oldu. Özaydın başkan idealistti, F.Bahçe'yi, Ajax ve Bröndby gibi futbolcu fabrikasına dönüştürmek ve dünyadaki futbol pazarından pay almak istiyordu. Yılmaz Yücetürk'ü Tamer Güney ile birlikte projenin başına getirmişti. İsmail Kurt ile Puşkaş Ergün'ü de yetenek avına çıkarmıştı. O sezon F.Bahçe'ye tam 48 genç oyuncu transfer edildi, takımın yaş ortalaması 29'dan 20.5'a indi. Kulübün eski muhasebe müdürü Mustafa Onbaşılı, ''İlk defa bütçemiz denkleşti'' müjdesini verdi. Kulüp Müdürü Serkan Acar ise değişim için ''Balık tutuyoruz, ah bir de pişirebilsek! Bizim sabrımız yok'' demişti. Acar haklı çıktı. Bir sabah ''Yönetime el koydum'' diyerek Bodrum'dan çıkageldi Ali Şen. Tabii projeler rafa kalktı. Yıllarca kimsenin denemeye cesaret edemediği o yol, duydum ki yeniden açılmış. Türk futbolu adına ne güzel bir adım bu! Gelişmeleri Samandıra'da yerinde görüp, öylece yazmak istiyorum. HOCAM Sağlam ne yapsın? Bursaspor'un Şampiyonlar Ligi'ndeki sıfır çekişinin faturası Ertuğrul Sağlam'a kesiliyor. Bu büyük haksızlık! Çünkü, Süper Ligi hallaç pamuğu gibi atan Timsah'ın, Avrupa hezimetinin bütün sorumluluğu, UEFA'nın rol model olarak seçtiği Ertuğrul Hoca'ya yüklenemez. Bu sonuç, Bursaspor'un oyun karakterinin oturmamış olmasıyla, oyuncuların kendilerini o lige ait bulmamış olmasıyla, ülkeler arası futbol kültürü farkının bir neticedir. O yüzden boşuna kendini yeyip bitirme Hocam! Cafu Okan'ı bekliyorum! Roberto Carlos Mardin'den geldiği gün ona, "F.Bahçe'nin Cafu'su" demişti. O gün bugündür merak eder dururum Okan Alkan'ı. Aykut Hoca F.Bahçe altyapısından yetişen bu genci Bursa'da oynatır diye bekledim, olmadı. Şimdi Gökhan Gönül'ün yerine Eskişehir önünde şans vermesini bekliyorum Okan'a. Böylece Semih'ten bu yana tam 9 yıldır alt yapıdan yetişen ikinci bir oyuncuya şans vermeyen F.Bahçe belki Okan ile yeni bir yolu da açmış olur. En zengini F.Bahçe ama... Hiç tartışmasız bu ligin en zengini F.Bahçe! Fransa gol kralı Niang, İspanya gol kralı Güiza, Türkiye gol kralları Semih, Gökhan Ünal ve Brezilyalı top cambazı Alex, hepsi F.Bahçe'de! Fakat şu işe bakın ki, o kralların kulübü ne Avrupa'da var, ne ligde lider! Hâlâ oynadığı futbolla da rakiplerinin tozunu atamıyor. Ligde bir parlıyor, bir duraklıyor. Sizce bu işte bir terslik yok mu? Asıl mesele gol! Ne oldu da, ilk 8 maçta 3 gol ortalamasıyla oynayan F.Bahçe'nin son iki haftada tadı kaçtı? Ne oldu da Niang 7, Alex ve Semih 4'er, Emre 3, Lugano 2, Gökhan Gönül, Mehmet Topuz, Andre Santos ve Stoch 1'er golle F.Bahçe'nin ofansif zenginliğini sergilerken, bir anda buharlaştılar. Sizce araz nerede, sistemde mi, fikstürde mi yoksa oyuncularda mı? Kanaatim o ki, F.Bahçe Kaf Dağı'nı aştı, artık keyifle seyreyleyin Fener'i. Niang, Semih ve Alex! Okuyucular, ''Üçü bir arada oynar mı?'' diye soruyor, "Üç de F.Bahçe'nin futbolcusu, niye oynamasın?" diyeceğim ama sorunun geliş biçimi, oyuncuların özellikleriyle ilgili. Bu noktada klasik 4-4-2'yi düşünün. Savunma dörtlüsünü bir tarafa, en önde Niang ve Semih ikilisini, orta alandaki baklava diliminin forvete yakın ucunda pasör olarak Alex'i, savunmaya yakın uçtaki ön liberoda oyun kurucu rolünde Emre Belözoğlu'nu sağda Mehmet Topuz'u düşünün, böyle hem savunma hem de ofansif yönü gelişmiş dirençli bir takımda üçü neden oynamasın? Eskişehir maçı bunun ilk denemesi olabilir.