Bitti", kelimesi bir daha hiç başlamayacak anlamına gelmemeli.
Malum; çok tartışılan, değeri üstüne yazılmadık "erozyon" hikayesi kalmayan ligimiz bitti.
Ama tartışma bitmedi.
"Kalite?"
Bu kelime ne sadece mükemmelliği çağrıştırmalı ne de her şey bayağı, çirkin, sıradan, rezil, daha fenası olamaz anlamına gelmeli.
Hayır, ülkede bir suçlama yarışıdır gırla gidiyor:
"Burak Yıldırım'ın ölümünden 74 milyon sorumlu."
-Kundaktaki çocuğun suçu ne?
"Hayır, bu cinayeti azmettirenler ortaya çıksın."
-Kimler?
"Ah, goygoycu yöneticiler yok mu?"
-Geç, sen o ekrandaki muz muhabbetini görmedin mi? Bu nasıl medya?
Asıl mesele "saygı."
"İyi de 'saygı' sadece karşıdan mı beklenir?
Kişinin hem kendine hem de çevresine saygılı olması gerekmez mi?
-Buna kim, 'hayır' diyebilir? Elbette, sevgi-saygı-sevgi-saygı döngüsü kelebek etkisi gibidir. Biri ilk adımı attı mı, bütün ülke harekete geçer.
Fakat, sporun özünü oluşturan o sevgi ve saygı adımını atacak ilk kişi kim ve nerede? İnanın bütün Türkiye onu arıyor. Teleskop, dürbün, büyüteç, mercekle değil, mikroskopla dostlukta o ilk adımı atacak babayiğidi arıyor.
Nafile... Bulmak ne mümkün, Amigo Birol'un ifadesiyle "Her şey rant olmuş bu ülkede."
Sahi, şimdi ben bunları neden anlatıyorum ki?
Malum, TGRTHaber'deki Futbol Gecesi'nde bir ekran yüzümüz oluştu ya, çarşı pazarda gören herkes "Bu da bizden olsun" türünden ya bir şeyler söyleyiveriyor ya da soru yağmuruna tutuyor insanı.
Sanki, biz her şeyi biliyormuşuz gibi... Nerdeeee?
Ama olmuyor... Sussan da, cevap versen de olmuyor.
Çünkü lafın nereye gideceğini de olası tepkiyi de kestiremiyorsun.
Galiba "otorite olmak" böyle bir şey; çok şey söyleyip de aslında hiçbir şey anlatmamak.
Beynimi kemiren sorular
Neden, hepsi bizde?
Daha, davası başlamadan, hükmü verilen ve şike iddiası sebebi ile Şampiyonlar Ligi'nden çıkarılan takım yalnız bu ülkenin takımıdır, neden?
Nerde kaldı, "hukuktaki objektiflik" kavramı?
Mali kriterlere uymadı diye Avrupa Ligi'nden dışlanan takımlar, yalnızca bizim takımlarımız, neden?
Nerde kaldı, "yönetim sanatının ustalığı?"
"Feda" döneminde Beşiktaş'ı karanlık tünelden çıkarıp, son 4 yılın en başarılı sezonunu yaşatan hoca kapıya konuldu, bu ülkede. Neden?
Nerde kaldı "istikrar"ın önemi?
Yabancı oyuncu ve teknik adamlara ahdini yerine getirmeyerek, ülke futbolunu FIFA'da çıkmaza düşüren yönetimler neden hep bizden çıkar?
Söyleyin sorun "kafada mı?" yoksa "sistemde mi?"
Bir de Ribery var!
Bizim Holding'e ziyarete geldiğinde merhum Özhan Canaydın'dan dinlemiştim ilk, sahada fırtına gibi esen Frank Ribery'nin özel hayatında nasıl anlaşılmaz biri olduğunu.
Özhan Başkan, Fransız futbolcu ile ilgili bir anektot anlatırken, "Ribery paranın hesabını bilmez. İnanmayacaksınız ama o bütün parasını yatağının altında saklar, bankaya koymaz!" demişti.
Özhan Başkanı dinlerken donup kalmıştım, "Bu devirde böyle biri olur mu?" diye.
Alman medyasından öğrendim ki, o Ribery dünyayı gönlünden çoktan çıkarmış.
Parasını banka yerine yatağının altında saklamasının sebebi başka; faizden kaçıyor.
O kadar samimi ki, kulübü Bayern Münih'in yöneticilerini de öyle etkilemiş ki, Allianz Arena Stadı'nın içine bir cami yaptırma kararı aldırtmış.
Ribery'deki ihlâsa ve Almanlar'daki anlayışa bakın...
Bizim ülkemizde kazara bir futbolcu böyle bir taleple gelse, "İrtica hortladı" diye ülke ayağa kalkar!
Ahh, benim kavanoz dipli dünyam!
Mıhlama
Kusur samur kürk olsa kimse üzerine giymek istemezmiş. (Amerikan atasözü)