"Cesaret, uçurtma gibidir, rüzgârla birlikte uçurur!" Trabzonspor, Ersun Yanal'dan sonra Ahmet Özen Hoca ile bir rüzgâr yakaladı. Bu hava ile son iki haftada yükseldikçe yükseldi; tam 7 gol atıp, kalesinde sadece 2 gol gördü. Bu, müthiş bir şeydi; maç başına 3.5 gol ortalaması ile oynamak. Açıkçası bu performans karşısında heyecanım daha bir arttı, Trabzonspor, küçük de olsa şampiyonluk umudu ile Bursaspor karşısına çıkarken, "Bu rüzgâr daha ne kadar sürer?" diye sordum kendi kendime. Zira Trabzonspor'un rakibi Bursaspor da, Ertuğrul Sağlam Hoca ile birlikte böyle güzel bir hava yakalamış; son 8 haftada hiç yenilmeden 22 puan toplamıştı. Bu iki başarılı takımın mücadelesinin ucunda -ev sahibi için Şampiyonlar Ligi, misafir takım için UEFA Kupası'na kalmak gibi iki önemli hedef olunca- maçın da cazibesi daha bir kuvvetlendi. Fakat o da ne? Cesaret, hız, rüzgar beklentisinin aksine, iki teknik adam da -birbirinin gücünden çekinen iki boksör gibi- tedbiri ön plana çıkarmışlardı, maçta. Ama oyunun ilk 15 dakikası orta saha mücadelesi şeklinde geçti. Sonra, 3 dakikalık Bursaspor kasırgası ve Krita'nın yürek hoplatan şutları hissedildi. Ardından Alanzinho'nun girişiyle birlikte geç ısınan Amerikan arabası misali Trabzonspor'un oyuna heyecan kattı. Fakat beklenen gol geciktikçe gecikti. Zira Trabzonspor'un tam 5 pozisyona geçit vermeyen kaleci Ivankov gecenin kahramanı olarak kalesinde devleşti de devleşti! Bulgar kalecinin, Alanzinho'yu durduruşu, Gökhan'ı çaresiz bırakışı, karşı karşıya kaldığı pozisyonda Umut'un ayağındaki topu alışı tek kelimeyle muhteşemdi. Eğer uzatma dakikalarındaki Gökhan'ın golü de olmasa Trabzonspor, Ahmet Hoca ile yakaladığı rüzgarın havasını daha fazla sürdüremeyecekti. Fakat inanmak başarının yarısı demekti. Diğer yarısı da cesaretti. Trabzonspor ikisini de başardı ve bir haftayı daha Özen'le kazanca dönüştürdü. Bravo doğrusu.