Bir okuyucum diyor ki, "Spor medyası, milli ruh, milli duygu ve ay-yıldızlı gurur masalını artık bıraksın." "Neden?" sorusuna sevgili okuyucum şöyle cevap veriyor: "Çünkü günümüz futbolu bir bilimdir." Yani? Okuyucumun cevabı net; "Futbolumuz, bilimin farkında bile değil!" "Haksızlık ediyorsun" diyorum... Gülüyor, "Aksine oldukça insaflıyım" karşılığını veriyor. Kaşlarımı öyle çatmışım ki; "Sinirlenmeyin. Ben size gerçeği anlatıyorum. Görmek istemezseniz gözünüzü kapatın, karanlıkta hayal kurmaya devam edin" diyor ve ekliyor: "Türk sporunun sorunu ne teknik adam ne de milli ruh yoksunluğu. Sorun; ana kararı verenlerin vizyon darlığı. O yüzden yönetimler, köklü değişikliğe gitmek yerine 'aman sorun çıkmasın' diye vaziyeti idareye çalışıyor." Dikkatle dinliyorum, bakalım konuyu nasıl bağlayacak, diye... "Eğer" diyor, "Milli ruh, söylemleri doğru olsaydı, 1998 Dünya Kupası'nı kaldıran Fransa asla şampiyon olamazdı. Yine, 2010 Dünya Kupası'nı Almanya asla kazanamazdı. O şampiyon kadroların milliyetlerini araştırın, ne demek istediğimi anlarsınız." Sonuç, diyorum... Sonuç? "Bu anlayışla ne 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası'nı ne de İstanbul 2020 Olimpiyat Oyunları'nı kazanabiliriz. Çünkü meselenin özüne inmek yerine kabuğa bakarak gün geçiriyoruz." >> 25 yıl önceki tespit "Bu ülkede her takımı yenebilecek on bir her zaman mevcuttur. Yeter ki, o potansiyeli harekete geçirmeyi bilelim." (Mustafa Denizli, Türk futbolunun % 51'ci hocası) >> Ah bir de ''kusursuz'' olsaydı İlkler; güzeldir. Hele o ilkleri kusursuz başarmışsanız alınan haz da mutluluk da daha bir güzeldir. Türkiye bu manada son yıllarda sportif sahada gurur duyacağımız birçok ilkleri başardı. Ne güzel. Şampiyonlar Ligi finali, UEFA Kupası finali, Üniversiad Oyunları, Trabzon Gençlik Oyunları, Erzurum Kış Oyunları, Dünya Boks, Dünya Güreş, Dünya Yüzme, Dünya Salon Atletizm, Dünya Basketbol Şampiyonası ve Tenis Turnuvası ve bunlardan birkaçı. En sonuncusu ise; bu yıl ilk kez ''Altın'' kategoride düzenlenen Vodafone Avrasya Maratonu ki, bir olay dışında fiilen hepsi gurur kaynağımız oldu. Düşünün; İstanbul, Vodafone ve iki kıtayı birleştiren ''Avrasya Maratonu'' gibi üç büyük marka; yan yana gelmiş; bundan daha güzel ve anlamlı ne olabilir? En güzeli de farklılaşan sponsorluk anlayışıyla geleceğe verilen mesaj. Bizde sponsorlar genelde parayı verir kenara çekilir, işe karışmaz. Fakat bu maratonda öyle olmadı. Beni de en çok bu etkiledi. Göksel Gümüşdağ ve Alpaslan Baki Ertekin'in basına takdimleri sırasında tanıdığım Vodafone Türkiye Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Öğüt, ilk defa işin ruhuna uygun ilgi, bilgi, heyecan ve coşkusuyla bütün medyayı etkiledi. Nasıl mı etkiledi. sponsor olarak bu maratona adını ve parasını vermekle yetinmeyeceklerini, bu yarışın daha bilinir, daha tanınır ve daha ilgi çekici hale gelmesi için ne yapılması gerekiyorsa onun peşinde olacaklarının mesajını vererek. Helal olsun. Doğrusu da bu değil mi? Markaya da spora da sahip çıkmanın yolu bu değil mi? Düşünün az şey mi, tam 88 ülkeden 13 bin atlet ve Halk Yürüyüşü'ne 100 bin civarında bir katılımın olması? Bu büyük bir değerdir, bu sahada kendini dünyaya kabul ettirmiş olan; New York, Berlin, Londra, Boston ve Tokyo Maratonları'na ''Bu yarışta biz de varız'' demektir. Ama bunu söylemenin yolu; ''Körler, sağırlar, birbirini ağırlar'' şeklinde de olmamalıdır. Nitekim bu düşüncemi de o toplantıda açıkladığımda Alpaslan Baki Ertekin, ''Bu yönde ciddi bir çalışmamız var'' diyerek yüreğime su serpti. Sonuç, bu tür organizasyonları başarmakta üstümüze yok. Ancak, Boğaziçi Köprüsü'nden başlayıp Sultanahmet Meydanı'nda sona eren 42 kilometre 195 metrelik yarışa Kenyalı atletler Stephen Chebogut, Kiprotich Yegon ve Evans Kiplagat damgasını vurduğu 1 milyon dolar ödülün dağıtıldığı maratonda 1 yarışmacının kalp krizinden ölmesi bütün bu güzelliklerin üstüne düşen bir kara gölgedir. Bu hiç unutulmamalıdır. Uluslararası Atletizm Federasyonu Birliği tarafından ''Altın Kategori'' unvanına layık görülen Avrupa'nın en iyi 7, dünyanın en iyi 17 yarışından biri olmaya hak kazanan bu maratonda böyle gariplikler yaşanmamalıdır. >> MIHLAMA "Türkiye için 2014 Dünya Kupası treni kaçtı. En kısa zamanda Euro 2016 hazırlıklarına başlanmalı." (Sepp Piontek)