Rijkaardlı G.Saray'ı değerli bir kitap gibi ağır ağır okumalı diye düşünüyorum. Bu kadar kısa sürede bu nasıl bir değişim, anlamak mümkün değil. Sanki, bir önceki dönemde "atıl" diye kenara atılan hatta satılacağı öne sürülen Aydın, Linderoth, Nonda gibi isimler bu dönem birer küheylana dönüşmüşler. Fert bazındaki bu değişim, duyguları aşmış, düşüncelere hükmetmiş. G.Saray, zihniyet olarak kendini aşmış, ülke futboluna yeni bir değer kazandıracak bir düzeye ulaşmış. Sarı-kırmızılıların sergilediği oyun futbolun bir boyut ötesine geçmiş, o eski bildiğimiz G.Saray gitmiş, basketbol gibi döne döne oynayan bir ekip gelmiş. Geçen sezonun yıldızı Kewell kenarda bekliyor, genç Aydın sahada destansı bir futbol oynuyor. Milan Baros yok ama onu aratmayan Nonda, birbirinden güzel 3 golle öne çıkıyor. Fakat şu olgunluğa bakın ki, maç sonrasında "G.Antepspor'a karşı ilk on birde yer alır mısın?" diye soran gazetecilere, "Bu gece 3 gol attım ama o maçta ilk on birde olacağımı sanmıyorum" diye cevap vererek, "Ben" yerine "biz" demeyi tercih ediyor. Yani, "Ben Nonda, G.Saray gibi başarılı bir ekibin sadece başarılı oyuncularından biriyim" demeye getiriyor. Bir de geçen sezonu düşünün. En başta kendini Kaf Dağı'nın ötesinde gören ve kibri yüzünden burnundan kıl aldırmadığı için o üstün yeteneği peş para etmeyen Lincoln'ü hatırlayın. Feldkamp'a, Bülent Korkmaz'a ve G.Saray'a yoldurmak ot bırakmayan Lincoln'ü. Ayrıca Nonda'daki olgunluğun sebebi sadece kişisel gelişim mi, hayır! Tümüyle Rijkaard'ın getirdiği kalite. O öyle bir kalite ki, as-yedek kabul etmediği gibi birinci adam, ikinci adam söylemini de ret ediyor. UEFA 3. eleme turunda 6-0 kazanılan bir maçtan sonra medyanın karşısına kendisi geçip, başarının rantını toplayacağı yerde, "Bugün konuşmayı en çok hak eden kişi" dediği yardımcısı Neeskes'i gönderiyor. Allah aşkına söyler misiniz, bizim yerli teknik adamlardan kaçı böyle bir şey yapar? İşte G.Saray'ı bu sezon her şeyin önüne geçirecek olan toplam kalite budur. Daum'un disiplini F.Bahçe yönetimi gerçekten iyi kadro kurdu. Daum'un eline şampiyonluğu hak eden bir ekip bıraktı. Ama gel gör ki, o ekibin disiplin anlayışı zayıf. O ekip daha çıktığı ilk Avrupa sınavında fire verdi. Peki, bu fire neden? Eğer oturup doğru konuşalım; "adalet eksikliğinden", bizdeki o çağdışı kalmış, "Büyük balık küçük balığı yutar" anlayışı yüzünden. Maalesef o kafa, F.Bahçe gibi büyük bir ekibi, Süper Lig'deki "kollanma" güdüsü yüzünden, Avrupa'da komik duruma düşürüyor. Bizim ligde, sarı-lacivertli forma altında dokunulmazlığı olan Bilica gibi "imtiyazlı" futbolcular Avrupa arenasında aynı beklentiye girdikleri için, uluslararası oyun kuralları tarafından en ağır şekilde cezalandırılıyorlar. Ama bunun zararını sadece Bilica ödemiyor, maalesef ezayı da cezayı da F.Bahçeliler çekiyor, Yazık değil mi? Vizyonunu "Avrupa'yı kazanmak" üstüne kuran ve "Daha güçlü bir kadro" için transfer yatırımları konusunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan F.Bahçe yönetimine yapılan bir ihanet değil mi bu? İşte bu noktada Daum'a tavsiyem şu, günü kazanmak adına disiplin ve adalet anlayışından asla vaz geçme. Oyuncularını da küçük denizlerin büyük balığı değil, okyanusların orkinosu olmaya zorla. Aksi takdirde, büyük F.Bahçe'ye avuntudan başka bir işe yaramayan Türkiye'deki küçük başarıların ötesinde bir şey vermem mümkün değil.