Rijkaard-Neeskens entegrasyonu

A -
A +

Aslında yazının başlığı, ''Birinci adam kim?'' olacaktı. Ama kafadan girelim istedim konuya. Malum, yönetim bir sanattır; ''dikey = hiyerarşik'', ''yatay = bant sistemi'' diye ikiye ayrılır. Gerçi son yıllarda iki sistemin sentezini kabul edenler de mevcut. Ancak, bizim gibi toprağa bağlı kültürden gelen toplumların tarzı; hep ast-üst ilişkisine göredir. Yetki, tek elde toplanır. Yönetim modeli, liderin kimliği ile şekillenir. Mesela, siyasette milli şef, sporda Fatih Terim, ya da Mustafa Denizli tarzında olduğu gibi. Eğer liderler, vizyon sahibi, cesaretli ve doğru kararlar verebiliyorlarsa öğretileri, emir olarak alınır ve tartışılmadan uygulanır. Bu liderlerin, Müfit Erkasap gibi soft yardımcıları olur, lider asla yetkilerini paylaşmaz. Antrenmanın amacını dahi anlatıp, öngörülen sonuçları tartışma ihtiyacı hissetmez. Yardımcıları da böyle bir tartışmayı aklının ucundan dahi geçirmez. Bu tip ortamlarda başarı, liderin ruh, akıl ve beden sağlığı ile doğru orantılıdır. Türk futbolu böyle yönetilerek ya başarmıştır ya da kaybetmiştir. Galatasaray; özellikle de genç neslin başarılı yönetim önderi Haldun Üstünel, bu anlayışı kıran radikal bir seçime gitmiştir; Rijkaard-Neeskens ikilisi; Türk futbolu için yeni bir modeldir. Bu ikilinin arasında ''Birinci adam kim?'' sorusu sorulamaz. Çünkü görevler önceden tanımlanmış, yetkiler ve sorumluluklar eşit şekilde paylaşılmıştır. Kimse kimsenin önünde ya da arkasında değildir. Ne Rijkaard ne de Neeskens böyle basit bir kompleks kaygısı taşır. Kompleksler aşılmıştır. Herkes işini severek yapmaktadır. Takımda ''Ben'' afra-tafrası yoktur, Neeskens takımı taktik olarak hazırlarken, Rijkard bir kondisyoner gibi fizik kondisyon yüklemeyi unvan sarsıntısı olarak görmez. Oyuncu, hocasının kendisinden daha fazla koştuğu ortamda, en az hocası kadar koşma ihtiyacı hisseder ve kadro seçimlerine saygı duyar. Çünkü böyle ''Birinci-ikinci adam'' kavgasının olmadığı ''as-yedek'' ayırımının yapılmadığı bir sistemde kadrolar da becerileri ölçüsünde şekillenir. İşte; Galatasaray 11'leri böyle tespit edilmektedir ve o kadroyu başlangıçta tespit zordur. Çünkü lig, kupa ve Avrupa gibi üç ayrı hedefe odaklanmış bir takımın kadro seçimleri de antrenman ve maç verimliliği ölçüsünde rotasyona tabidir. Sarı-kırmızılı formayı giyen oyuncular, bunu daha ilk buluşmada algıladıkları için Ayhan gibi tecrübeli bir yetenek, ne Kewell ne de Nonda gibi etkin bir golcü, ''Niçin yedek kalıyorum?'' endişesi içinde değildir. Bilir ki, formayı kim giyiyorsa, o takım için en iyi olanı başaracak kişidir. Yedek kalana düşen, kulis yapmak yerine takımın başarısını daha üst düzeye ulaştıracak, kapasiteye bir an önce kavuşabilmektir. İşte G.Saray; Rijkaard-Neeskens ikilisiyle ortak aklı ve sinerjiyi en erken yakalayan ekip olduğu için içeride ve dışarıda farkını hissettirmektedir. Ne mutlu bunu başaranlara! Broos'un dengesi bozuldu Hiç uzatmayalım, Hugo Broos, en zor olan ilk adımı atma işini başaramadığı için Trabzonspor bir kenar yönetimi faciası yaşamaktadır. Belçikalı teknik adam üç bilinmeyenli denklem içinde bocalayan bir talebe gibi özgüven bunalımına düşmüştür. Yardımcısı Metin Diyadin ile istişare yapmakta fakat dinlediklerini bile uygulayamamaktadır. Giden maçı çevirecek müdahaleleri zamanında yapamamaktadır. Büyük umutlarla sezona giren Trabzonspor bu kaos yüzünden kafadan kaybetmektedir. Çare, bu durumda bir Fransız ata sözündeki gibi; ''Suçsuzun berat etmesi suçlunun mahkum olmasından iyidir'' anlayışına terk edilmemelidir.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.