Med-cezir gibi ne güzel bir maç oldu, öyle. Dalga dalga git-geller çizen Beşiktaş-F.Bahçe derbisini duyguların seli yetmez anlatmaya! Mücadele, heyecan, prestij, kariyer ve şiir gibi futbol. Kısaca ne ararsanız mevcuttu dün gece Fİ-YAPI İnönü'de. Başlangıcı bir derbiden öte; sisli gecelerin hicran dolu maceralar serisinin en üzüntü verici olanıydı F.Bahçe mücadelesinin ilk yarım saati, Beşiktaş için. Ama Ekrem'in o koca bir camiayı ateşleyen golünden sonra derbi dert olmaktan çıktı az daha destana dönüşüyordu! Ferrari'nin kırmızı kartla oyun dışı kalışı dengeyi bozdu Beşiktaş adına. Fakat daha öncesi çok düşündürücü. Hani siyah-beyazlı formaların şıklığına, asaletine, ruhuna ve o parlak mazisine kimsenin söyleyecek bir sözü yoktu ama ya içindekilere ne demeliydi, o ilk yarım saatlik bölümde? İnanın, Rüştü, Ekrem ve Quaresma dışındakilerin hepsi birer hayalet gibiydi. Hem de inanılmaz şekilde gergin, telaşlı ve korku dolu birer hayalet! O halde şaşkın şekilde dolaştılar sahada. Siyah-beyazlı tribünlerin güvenini kaybeden Bernd Schuster'in de bu durumu değiştirecek ne özel bir kurgusu ne de mecali vardı, çaresiz acı içinde seyrediyordu maçı. Buna karşılık F.Bahçe ışıl ışıldı, şiir gibi oynuyordu. O kadar arzulu ve coşkuluydu ki; eğer o bölümde Rüştü'nün yüzde yüz iki kurtarışı, Dia'nın yan direkten dönen vuruşu, Niang'ın üç Beşiktaşlının arasından tren gibi geçişinde; emektar kalecinin yüksek, sağlam kale gibi duruşu olmasa maç inanın farka giderdi. Yabancılar değil de üç Türk çocuğu Rüştü, Ekrem ve İbrahim Toraman tamamen kişisel becerileriyle Beşiktaş'ı 1-0 geriden 2-1 öne geçirdiler. Ama sonunu getiremediler. Çünkü Beşiktaş'ın Guti ve diğer yıldızlarına karşılık F.Bahçe'nin Alex gibi klas bir ustası vardı. Tek başına Beşiktaş'tan aldı maçı F.Bahçe'ye verdi. Hem de F.Bahçe'nin orta sahasının oyundan düştüğü bir anda.