Aslında bu yazının başlığı "En zayıf halka teknik adam mı?" olacaktı. Fakat başta TÜFAD, yani Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği olmak üzere teknik adamlar, meslektaşlarının posaya çıkarılırcasına acı şekilde öğütülmesine öyle tepkisiz ve "o gitsin de ben geleyim" keyfinde bir nöbete dönüştürdüler ki, o başlıktan vazgeçtim. Oysa 9 haftada Ertuğrul Sağlam, Samet Aybaba, Mesut Bakkal, Raşit Çetiner, Engin İpekoğlu, Jarabinski, Hakan Kutlu, Osman Özdemir ve Ali Yalçın gibi çok değerli 9 teknik adamın uğradığı durumu, "Vur abalıya misali, işler sarpa sardı mı, fatura hemen teknik adama kesiliveriyor, peki neden? Trilyonların döndüğü, temsil, tanıtım ve sosyallik adına en etkin konuma sahip futbol endüstrisindeki en zayıf halka teknik adam mı? Neden teknik adam gidiyor da, diğerleri hep yerinde kalıyor?" diye sorgulayacak ve "Başarısızlıkta taahhütlerini yerine getirmeyen, başta transfer olmak üzere her türlü yanlışa göz yuman, 'Ben ne dersem o olur?' diyen başkanların, yönetimlerin ve taraftarın hiç mi kusuru yok?" diye soracaktım... Ama kendi meslektaşının uğradığı haksızlığı onun pastasını kapmak için bir fırsat sayan bir toplum için bu sorgulamanın anlamı var mı, diye düşünüyorum şimdi. Sahi, ne dersin TÜFAD Genel Başkanı Sayın İsmail Dilber? Batıdaki gibi saygın - etik bir tavır ortaya koyamayan teknik adamlarımız bu durumu için? Sizi bilmem ama kanaatim o ki, bu konumda yapılabilecek en doğru yorum, "Her toplum layık olduğu şekilde idare edilir" sözünü hatırlatmak olur. >> mıhlama "Bizi çok önemli bir isim çalıştırıyor. Aragones'i tartışmak yerine sabredelim." Emre Belözoğlu (F.Bahçe'li futbolcu) >> Löw, Ballack ve bizimkiler Biz neden kaybediyoruz, Almanlar niçin kazanıyor, sorusunun işte iki güzel örnekteki cevabı. Alman Milli Takım Kaptanı Michael Ballack, teknik direktörü Joachim Löw'e demediğini bırakmadı, geçenlerde. "Yandı Ballack! Löw, bir daha onu ne Milli Takıma alır, ne de kaptanlığı verir!" diye beklerken tam tersi oldu. Löw, "Kaptanım Ballack. 2010 Dünya Kupası'nı onunla kazanacağız. Ancak kaptan da olsa kurallarımıza uyacak" dedi ve büyük bir kavgayı, olgun bir barışa çevirdi. Hocasının bu tavrı karşısında Ballack da tartışmayı başlatmanın ezikliği içinde yelkenleri indirdi, özür diledi. Peki, kim kazandı? Ballack ve Löw'ün şahsında, şüphesiz bütün Almanya. İşte o an Ersun Yanal ile Hakan Şükür arasında yaşananlar geldi gözümün önüne ve "Biz neden kaybediyoruz, Almanlar neden şampiyon oluyor?" sorusunun cevabını oracıkta veriverdim Aramızdaki fark; onlar bitirdikleri her bir tartışma ile değer üretiyorken, biz uzattığımız her kavga ile bir değer kaybediyoruz. Yazık değil mi? >> Bir Şenol Güneş klasiği Güney Kore Milli Takımı'nın başına getirilmesi düşünülen Şenol Güneş'in karşısına Trabzonspor'un başındayken, önce Vanspor ve sonra F.Bahçe yenilgisi ile iki kez şampiyonluğun kapısından döndüğü günlerdeki gibi yine final maçı kabusu dikildi. Hoca, Güney Kore Ligi'nde bitime 2 hafta kala, yönetimindeki Seul ile Busan'ı yenip şampiyonluğunu ilân edecekken, "olmaz" denilen sürpriz gerçekleşti. Maçı evinde oynayan favori Seul değil, ligin sonlarındaki Busan 2-0 kazandı ve ligin son haftasına girilirken Şenol Hoca liderlikten oldu. Liderliği aynı 51 puanlı Suwon'a bıraktı. Şimdi, Şenol Hoca, Güney Kore Ligi'nde şampiyonluk için 9 Kasım'da oynanacak orta sıralardaki Pohang maçını bekliyor.