Okuyucu velinimetimizdir. Her eleştiriyi ödül olarak düşündüğümden olumlu - olumsuz ayırımı yapmaksızın gelenlerin hepsine ayrı bir değer veriyorum. Ancak eleştiriler arasında biri var ki, yenilir yutulur cinsten değil. Kin, nefret, hakaret ne ararsanız mevcut. O ağır eleştiriyi getiren okuyucumun yazısından pasajları hem ona hem de onun gibi düşünenlere cevap olması için takdirlerinize sunuyorum. M.G. rumuzlu okuyucum diyor ki; *** "Sizi çok takip edemiyorum. Ya siz kime hizmet ediyorsunuz, insanda biraz karakter biraz seviye olur! Çıkmış televizyonda sallıyorsunuz. Naci diye biri var orada, sizi hepinizi sürüklüyor. O ne derse siz de aynı yorumları yapmak zorundasınız (Çok gülüyorum, çünkü program bittiği halde tartışmamız bitmiyor). Emre dindar diye dinsizler yükleniyor (Tövbe...) Fenerbahçe'yi düşürmek size ne kazandırır? Aziz bey kötü adamdır, illegaldir filan bilemem ama şike şike diye tutturmak Allah nazarında zulümdür, iftiradır, cehenneme götürür insanı. Bunların hepsi düzmece, uydurmaca, tape tupe diye yaygara kopardınız fos çıktı hepsi. Hani 19 maç vardı, Buca maçı vardı, Adnan Sezgin GS maçında para almıştı? Ne oldu 19 maç iddianamede 8 maça indi?" M.G. *** Kıymetli okuyucularım, Eleştiride insaf, izan ve kalite aramayın, zira ben bulamadım. Bu satırları okuyanlar iyi bilir ki, renklere ve rüzgara göre konuşmam. Daima tarafsız, ilkeli ve objektif hukuk ölçeğinde ele alırım her konuyu. Yine de görüşlerinden dolayı adım "Emre'nin avukatı"na çıktı, gocunmadım. Çünkü inandığımı seslendirdim. Futbol Gecesi'nde ne ben, ne de diğer yorumcu arkadaşlar, "şike" demedik; "Şike varsa ört bas edilmesin" dedik. Aziz Yıldırım başta olmak üzere bütün dünya aynı şeyi söylemiyor mu? Ayrıca sürecin ilk gününden itibaren üç şeyi sürekli seslendirdim: 1.Yargısız infaz olmamalı. 2. İnsanlara savunma hakkı tanınmalı. 3. Davanın üç boyutu var. Disiplin, Ceza, UEFA ve FIFA boyutu. Bunlar varken 'Ben cezayı kestim oldu' nasıl dersiniz? 4. TFF operasyonu başlatmadı, konuya hakim değil, davanın da üstünde "gizlilik" kararı var. Fotoğrafın bütününü görmeden tek kareye göre nasıl karar verir, verirse bu karar adil olur mu? Bunları her ortamda tekrar etmem mi gerekir? Sözün özü, bütün bunları o okuyucum gibi "F.Bahçe'yi kollamak" adına yapmadım. Ülke futbolu adına eğer, kusur varsa ortaya çıkarılsın, değilse yargısız infaz olmasın ki, hak, hukuk, adalet ve kanun yerini bulsun diye yazıp, çizdim. MIHLAMA Herkes aynı şeyi düşünürse dünyada tek düze bir hayat olur ve hiç bir gelişme olmazdı. Umuda düşen gölge! Umutlandım! İstanbul'un 2020 Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapma şansının bu denli güçlendiğine ilişkin umutlarım ilk defa bu kadar arttı. Diyeceksiniz ki, sizi bu kadar umutlandıran ne? Siyaset ve sporun; el ele veren, sen - ben kavgasını bırakan akılcı birlikteliği. O sinerjinin Conrad Otel'de estirdiği coşkulu tanıtım. O tanıtımda içim içime sığmadı, ülkem, insanım ve sporum adına müthiş gururlandım. İşte bir şehre olimpiyat kazandıran güç bu; samimiyet, sevgi, saygı ve egoları aşan organizasyon becerisi diye düşünürken, geceyi takip eden Fransız meslektaşım keyfime limon sıktı. Dedi ki, "Türkiye, 2020'de hem olimpiyata talip hem de Avrupa Futbol Şampiyonası'na, bu nasıl olacak? Bunun, IOC prensiplerine ters düştüğünü Türkiye bilmiyor mu?" Dondum, kaldım. Oysa o an, Spor Bakanı Suat Kılıç başta olmak üzere Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan ve TMOK Başkanı Prof.Dr. Uğur Erdener'i canı gönülden kutlamaktan başka bir şey düşünmüyordum. Fakat, şimdi Fransız gazetecinin sorusunun cevabını bekliyorum, yetkililerden. Sayın Bakanım, iki adaylık bir arada mümkün mü? Yoksa İstanbul-2020 projesi hayal olarak kalmaya devam mı edecek? 100'e yaklaştık! Mehmet Atalay'a müteşekkirim, Türk sporuna özerkliği getirdiği için. O özerklik sayesinde, olimpiyatlara katılım hakkı kazanan sporcu sayımız 100'e yaklaştı. Fakat ne acı ki, bu önemli gelişme bile futboldaki sancılı sürecin gölgesinde kaldı. Yazık!