Telkin, baskı ve tehdit!.. Sahi, kim kimi tehdit etmiş? Kim kime parayla iş yaptırmış, açıklansın? Kim satılık, kim kiralık, millet öğrensin? Ama hayır, garip bir saklambaç oyunu oynanıyor. Üstü örtülü iddialarla süslü oyunun kahramanı adı konmasa da belli. Hedefteki adam; F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım... Maalasef!... Beşiktaşlısı ondan rahatsız... G.Saraylısı rahatsız... Trabzonsporlusu rahatsız... Kulüpler Birliği Başkanı İlhan Cavcav rahatsız... Sorarım size, Ali Şen de dahil, hiçbir F.Bahçe Başkanı bu kadar antipatik duruma düşmüş müydü? Cevabı da verelim, hayır!.. Yüzbin kere hayır! Peki Aziz bey neden bu kadar antipatik? Maalesef!.. "Güç bende!" anlayışının geçerli olduğuna inanılan ortam yüzünden... O ortamda F.Bahçe'nin hakkını yedirmemek ve kulübün menfaatlerini korumak için her yolu mübah saydığı için... Sorarım size, "şike, teşvik, iddia oyunları ve mafya" davalarıyla dolu ortamı Aziz Yıldırım mı tesis etti? Hayır!.. Yüz bin kere hayır!.. Fakat o başarılı olmak için kendince çareler üretti. Ama?.. Onun ürettiği çareler diken oldu... Futbol Federasyonu Genel Kurulu'nun üstündeki güç gibi algılandı. Futbol Federasyonu'nu onun seçtirdiği görüşü kamuoyunda hakim oldu ki, bu son derece yanlıştı. Bundan hakemler etkilendi, etkilenmemiş olsalar bile hakem yanlışları buna yorumlandı. Sonuçta futbol caiması, bünyesindeki kara delikleri kapatacağı yerde Aziz Yıldırım'dan kurtulmanın yollarını arar oldu. Sadece ondan mı, onun federasyondaki uzantısı olduğuna inanılan Şekip Mosturoğlu'ndan da kurtulmanın yollarını arar oldu. Kanaatim o ki, Tahkim Kurulu'nda yaşanan istifalar ve geri almalar, bu oyunun küçük bir parçası... Ben buraya yazdım, siz de bekleyin görün! Bakalım oyunun sonu nasıl bitecek? Şekip Mosturoğlu! Şekip Mosturoğlu, Haluk Ulusoy döneminde Futbol Federasyonu'nun maaşlı avukatıydı. Bir gece yarısı operasyonuyla kendini Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu'nda buldu. Şaşırdı!.. Çünkü beklemiyordu. Sandı ki yöneticilik, seçilmek kadar kolay... "Söz gümüş ise sükut altındır!" sözünün önemini kavrayamadı, kendisine uzatılan her mikrofana konuştu. Konuştukça suçlandı, suçlandıkça, panikledi ve kendi kendini suçlu yerine koyup, yerli yersiz savunmalarda bulundu. Maalesef kendi sonunu kendi hazırladı. Futbol için genç bir umut olan Mosturoğlu kredisini sıfırladı. Yazık!.. Tigana mı sabır mı? Habere bakın: "Beşiktaş, Fransız Tigana ile anlaştı." Dikkat edin hem de sözü edilen anlaşma sadece 7 aylık!.. Beşiktaşlı bu habere sevinsin mi, üzülsün mü? Allah aşkına, "kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri olan bir kulüpte" böyle bir anlaşma olur mu? Söyler misiniz, Tigana 7 ayda ne yapacak, Beşiktaş'ı şampiyonluğa mı taşıyacak? Hiç kimse kusura bakmasın... Bu bir aldatmacadır. Tabii eğer bu haberler doğruysa... Bu yönetimin "gelecek" adına ne bir plânı olabilir ne de kaygısı... Yıldırım Demirören ve ekibi için böyle bir durumda yapılacak en iyimser yorum olsa olsa "Gün kurtarıcıları" olabilir. Keşke onu da kurtarabilseler. Ondan da umudum yok... Çünkü sabırsızlar... Çünkü yanlıştan kaçarken yanlışa düşüyorlar. Çünkü akıl hocaları yanlış. Çünkü icraatları birbirini tamamlamıyor. Örnek mi, Futbolun Genel Koordinatörlüğü'ne İngiliz Gordon Milne'i getiriyorlar ama takımın başına bir Fransız'ı... Tezat bu kadar açık... İki farklı ekolden oluşan iki futbol adamının üreteceği futbolun değeri ne olabilir?