"Yalan rüzgârı" demiştim, Gaziantep'i yenerek 3 hafta aradan sonra galibiyetle tanışan Trabzonspor'un oynadığı futbol için, yanılmışım! Saman alevi sandığım şey, aslında devasa bir değişimin mihenk taşıymış! İstanbul Büyükşehir Belediyesi maçı bende böyle bir kanaat uyandırdı. Düşünün ki, rakibinin bütün oyun plânlarını boşa çıkaracak hamleler yapsın. Trabzonspor'un ısrarla oyunu kanatlara açma gayretinin aksine, maçın büyük bir bölümünde oyunu orta bölgeye sıkıştırma başarısını göstersin. Bu arada bir de penaltıdan gol bulup, 1-0 öne geçsin... Ama 75. dakikada rakibinin tempo yükselmesiyle doğan baskılara boyun eğip, iki golle teslim olsun... Bunun adı olsa olsa tecrübesizlik olabilir. Evet, dün İstanbul Büyükşehir Belediyesi tecrübesizdi... Ama daha önemli etken bordo-mavili tribünlerdi... O seyirci, geçen haftaki galibiyetin özgüveni ile dün Trabzon'a sığmadı... Sanki sel olup taştı... Takımına öylesine istekli, arzulu ve yürekten bir destek verdi ki, adeta Trabzonspor'u iyi futbol oynamaya mecbur etti. ..Ve o değişimde kongre gerginliği... Yaşanan kötü günler... Hepsi, Ersun Yanal'ın talebelerinin dün geceki masalımsı futboluyla gerçek bir "mutluluk" tablosuna dönüştü. Bu büyük değişimin mimarı, tek kişilik oyunun baş aktörü Gökdeniz Karadeniz'den başkası değildi. Kaptan, öyle bir futbol oynadı ki, "Eldeki hamurdan, pasta yapılmaz" diyenleri tek başına tekzip etti, attığı iki nefis golle Trabzonspor'a maçı da kazandırdı. İşte, "Gemisini kurtaran kaptan" diye buna denir. BENİM YILDIZIM Gökdeniz tek başına takım gibiydi... Giden oyunu iki nefis golle geri getirdi, Trabzon'u kurtardı.