"Taş kafa" Ahmet'in işleri

A -
A +

Nereden çıktı bu başlık?" demeyin! O ismi, MHK Başkanı iken kendi kurulundaki arkadaşları taktı Ahmet Güvener'e yıllar önce. Malum, FIFA Kokartlı olmadığı TFF Eski Başkanı Şenes Erzik tarafından MHK'nın başına getirildiği için. Yanlış mıydı o göreve getirilişi? Doğruydu. Ama sözünü sakınmayan, gerçeklerle yüzleşmesini bilen, objektif söylemleriyle hakemleri cesaretlendiren bu genç adamı eskiler bir türlü içine sindiremedi. O yüzden adı, "Bir işten anlamaz" manasına gelen "Taş kafa Ahmet"e çıktı. Bir de, "Ben G.Saray sempatizanıyım" diye gaf yapmaz mı, Ali Şen'in hışmına uğradı ve başkanlık da gitti, iş de. Allah için zor günler geçirdi. Ama hiç taviz vermedi. Gitti, bir şirkette genel müdür oldu, sonra Kadir Has Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı. Derken Levent Bıçakçı ile şansı döndü. TFF'ye hatırı sayılır ücretle danışman oldu. Ulusoy'un dönüşüyle gitti. Hasan Doğan ile tekrar döndü ve Mahmut Özgener'le TFF Futbol Geliştirme Merkezi'nin direktörü oldu. Şimdi Türkiye'de futbolun geleceğini plânlıyor. Ama en son söylenmesi gerekeni yine önce söylüyor. Hem de o planlamanın en kritik noktasındaki bini aşkın teknik adama. Ne dese beğenirsiniz? Anlatayım, "Profesyonel takım sayısı 72'ye hatta 60'a inecek, hepinizin iş bulması imkânsız kendinize iş bakın!" Hayda, konuşmadan hemen sonra teknik adamlardan arayan arayana. "Bu adam kim? Nerde futbol oynamış?" O öfkeli teknik adamlara "sabır" tavsiye edemedim. Çünkü Güvener'in "Doğrucu Davut" tarzı söylemi, "Ekmek bulamıyorsanız, pasta yiyin" diyen Fransız Kralı'nı hatırlattı bana. Aman Ahmet Hocam dikkat! Profesyonel (!) biri olarak, "atıl" gördüğün insanlara, "Kendinize iş bakın" demek yerine o dev potansiyeli büyük kazanca dönüştürecek ciddi bir proje düşünün. Daraldıysanız, "Alo" deyin, yardımcı olalım! >> Aragones'in itirafı Antalya'daki kongrede "Antrenörler çok stresli insanlar" dedi Luis Aragones. İnanın, İspanyol teknik adamın F.Bahçe'deki gergin halini bu cümleden başka hiç bir ifade bu kadar güzel açıklayamazdı. Tebrikler. Sonra "Mukavelem uzatılır mı, bilmem" dedi ve bu belirsiz ortama rağmen geleceği kazanmak adına yapılan genç yetenekleri taramadan bir liste verdi sarı-lacivertli yönetime. "Sakaryaspor altyapısındaki forveti Furkan ve orta saha oyuncusu Onur'u mutlaka alın" diye. Bu arada, başarıya giden en kestirme yolu da üç başlıkta topladı. 1. Fizik-kondisyon üstünlüğü. 2. İyi bir defans yapısı ve anlayışı. 3. Oyuna doğru müdahaleler... Daha ne desin, İspanyol teknik adam. >> Skibbe ve Ümit Karan! Şu bir gerçek ki, attığı goller ve takıma kazandırdığı inanılmaz fayda ile transfer parasını daha ilk yarıda çıkaran Milan Baros'u büyük ikramiye gibi kazanan G.Saray, eski golcüsü Ümit Karan'ı gözden çıkardı! Fakat bunu futbolcusuna anlatamıyor. Hayatının en güzel günlerini verdiği kulüpten ayrılmak, kolay değil elbette Ümit için. Gerçi, geçmişte bir kere ayrıldı ve geri döndü. Ama o gün gençti. Biliyor ki, bu defa giderse, geri dönüşü olmayacak. O yüzden, "G.Saray'da mutluyum, bir yere gitmem" diye direniyor. Kanaatimce, gitmemeli de. Çünkü Yaser, Ferdi ve Alpaslan gibi gençlere tecrübesiyle antrenmanda bile sağlayacağı büyük faydalar var. Ayrıca, lig, Fortis Türkiye Kupası ve UEFA olmak üzere üç kulvarda at koşturan G.Saray'a her şeye rağmen faydalı olabilecek bir golcü Ümit. Fakat Skibbe, Baros, Nonda ve bir dizi genç dururken, Ümit Karan'dan yana kullanmak istemiyor tercihini!.. Niçin kullansın ki? Ümit, Allah vergisi yeteneğini, gol sezgisini ve vuruş ustalığını, kendine olan inancını kaybetmiş, huzursuz ve kafası karmakarışık halde dolaşırken. Selam vereni dahi hasım bilip, en küçük kıvılcımda alev alacak barut fıçısı gibi dururken. Ey sevgili Ümit, G.Saray'da gerçekten kalmak istiyorsan, titre ve kendine dön. Yeteneğinin hakkını ver! Ver ki, sadece G.Saray'da değil, Milli Takım'da da vazgeçilmez olabilesin. Yoksa Hakan Şükür'e hazırlanan son, senin için de kaçınılmaz olur. Maalesef futbol böyle nankör bir oyun. Hele işin içinde, "Gençleştirme" hareketi varsa senin gibi olgunlara, posa gözüyle bakılır. Uyan Ümit! >> Nur içinde yat Ali Abi! Beşiktaş'ta Gordon Milne ile birlikte bir döneme adını veren tercüman Ali Emeç'i kaybettik. Son gördüğümde tutulduğu amansız hastalıktan dolayı Cerrahpaşa'da kemoterapi tedavisi görüyordu. Zayıflamış, gözleri içine çökmüştü ama hâlâ ümit vardı, "Şükürler olsun yaşıyoruz, inşallah daha iyi olacağız" diyordu. Nur içinde yat Ali Abi.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.