Hafızalarımızı yoklayalım. Özellikle futboldaki ''Temiz eller'' operasyonunu. Sinirleri geren, o güvensiz kaotik ortamı... ''Şike mi?-Çete mi?'' ikilemi arasına sıkışan ve 3 Temmuz 2011'den bugüne yaşananları, ''Futbolumuz temiz mi, kirli mi? Kirli ise ne kadarı kirli? Temiz ise ne kadarı temiz?'' tartışmaları etrafında ki sorgu ve yargı sürecinde kim ne kazandı, ne kaybetti, iyice bir düşünelim. ''Spor dünyamız, futbolumuz, spor medyamız, hukukçularımız, polisimiz, savcımız, yargımız kısaca bütün Türkiye, kendine nasıl bir ders çıkardı?" ...Ve elimizi vicdanımıza koyup; daha temiz bir futbol ve yargısız infazların önüne geçebilmek için kanun, hak, hukuk, adalet ve etik olarak alınması gereken dersler alındı mı, alınmadı mı? Renk körü olmadan iyice bir düşünelim. Mıhlama Bir musibet bin nasihatten iyidir. Galatasaray açık ara önde! Şampiyonluk; Büyüklüktür... Yarışta en önde olmaktır. Zenginliğe bakın: Hamit, Umut, Burak, Dany ve Amrabat... Hepsi sarı-kırmızı formada buluşmuş. Transfer sezonu şampiyonu şüphesiz G.Saray! Ancak? Transfer: Azgın tay üstünde seyislik öğrenmek gibi zor zanaattır... Eğer seçimlerinizde isabet ettiremezseniz, yandı gülüm helva... Guti'li, Q-7'li, Almaida'lı. Sivok'lu, Hilbert'li, Holosko'lu "Barcelona gibi oldu" denilen Beşiktaş örneğine dönersiniz. O yüzden, dikkat! Yatırım: Şarttır. Eğer G.Saray gibi müzende UEFA ve Süper Kupa varsa, bunların yanına bir de Şampiyonlar Ligi Kupası'nı eklemek istiyorum diyorsan. Hedefi büyütmek en doğru yoldur. Ancak? Ekonomi; Şakaya gelmez... Eğer, projeniz arıza yaptığında bir ara kararla düzeltemez de, "Bu kadar para döktük, aldığımız sonuca bak?" derseniz ya merhum Özhan Canaydın'ın Terim dönemine döner ya da Demirören'in Carvallhal'li Beşiktaş'ına... Sözün kısası, G.Saray için asıl mücadele yeni başlıyor, başaramazlarsa çuval incir hiç olur! Aybaba'nın gençleri! Samet Aybaba'lı Beşiktaş'ın iyi şeyler yapabileceğini üç hafta önce gerekçeleriyle anlatmıştım, bu köşeden. Efsane başkan Ali Şen de adeta o yazının altına imza atar gibi aynı şeyleri seslendirmiş. Aybaba'nın gençlerini görünce sevincim, bir kat daha arttı... Çünkü futbolu yıldızlar değil, başarıya aç gençler oynuyor. Bakın maziye ne dediğimi daha iyi anlayacaksınız? Ayrıca, teknik adam kim olursa olsun Beşiktaş ilk 5'in dışına zaten düşmez. O halde Beşiktaşlıların şampiyonluk rüyası bile görmediği bir sezonda Muhammed ve Tanju gibi gençleri kazanmak fena mı olur? Sordum Sarıçiçek'e Bir ulu çınar devrildi Dulkadiroğlu hanesinden, kuş gibi uçtu gitti cennete babacığım... Meğer ne zormuş baba acısı! Kelimeler düğüm düğüm boğazımda... Hıçkırıkları yudumluyorum, gözyaşıyla karışık. Allah'ım ''Bu acıya alışmak kolay mı?'' Kulaklarımda yankılanıyor; "Sen ağabeysin metin olmalısın'' diye bir büyüğün sesi. Koluma girmiş İnan Arvas abi "Hayat hayal" diye teselli ediyor, "baba" bu kolay mı yokluğuna alışmak? Sanki koca bir gövde kopmuş da içimden, mendireği yıkılmış pusulasız gemi misali çaresizliği yaşıyorum ummanda. Gözüm kör, kulağım sağır, dilim araz gibi... O baba ki; ömrünün en kıymetli yıllarını Şehy Edebali'nin "İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın'' düsturuyla, insanlığa adamış. İngilizce, Almanca, Arabca, Farsça, tam 50 yıl, "Çok kıymetli" saydığı "İnsan'' için "Bir toplum ancak ilim ile irfan ile yükselir. İnsanı ne kadar donatırsan hayat o kadar güzelleşir" diye genç beyinleri harf harf dokumuş. Kendi mum gibi erirken, ülkeye binlerce insan armağan etmiş. Ne mutlu. Daima, "Hak'tan ayrılma!.. Kırma, dökme, incitme... Sev ki, sevilesin... Say ki sayılasın..." diye hayatımıza yön vermiş... Şimdi, Yunus'un "Sordum Sarıçiçek'e annen-baban nerdedir?" dizesindeki gibi hepsi birer masal olmuş. Nur içinde yat babacığım...