Trendi Ünal Aysal belirliyor

A -
A +

Çilek esprisi kadar ilgi uyandırır mı, bilemiyorum.

Ancak G.Saray Başkanı Ünal Aysal bu defa da Türk futbolunun boyunu aşan çıkışıyla gündeme oturacak gibi.
Hatırlayalım Aysal'ın iddiasını: "Real Madrid ya da Barcelona olmak."
Söyleyin, bu o kadar kolay mı?
Zor hem de çok zor.
Çünkü onların büyüklüğü sadece bütçe büyüklüğü değil, çok daha öte bir şey.
Peki, Real Madrid ve Barcelona'yı büyük yapan kurumsal yapıyı, başarıyı getiren ve sürdürülebilir kılan sistemin farkında değil mi G.Saray Başkanı?
Hayır, kesinlikle farkında; o yapıyı da, sistemi de, uluslararası piyasayı da, futbolumuzun potansiyelini de iyi biliyor Ünal Başkan.
O halde, bu umut tacirliği de neyin nesi? Sahi böyle bir ham hayale neden şartlandırır ki G.Saraylılar'ı?
Bunun iki sebebi var:
Bir, sporda yönetim sanatının önemine dikkat çekmek. Sporumuzu yönetenlere "Boğulacaksınız büyük denizde boğulun" diye deniz feneri gibi ışık tutmak.
İki, yarının vizyon, hayal, tutku, strateji ve hedefine bugünden vurgu yaparak, Türk futboluna ayar vermek,
Tabii anlayana!

Serbest piyasa ve kota
TFF yabancı sayısını açıkladı; sahada 6 oyuncudan fazlası olamaz.
Karar yerinde mi?
Kararın sahibi, kulüp başkanlığı dönemindeki yabancı tercihleriyle iflas etmiş biri ve gerekçe Milli Takımların geleceği olunca, karar yerinde bir karar.
Çünkü istatistiklere göre, bu ülkede yabancıda isabet kaydeden kulüp sayısı bir elin parmaklarını geçmediği gibi - kulüpler ve A Milli Takım düzeyinde - ilk büyük başarılar 3 yabancılı dönemde elde edildi.
Ancak şu da bir gerçek ki,  serbest piyasada kota olmaz, rekabette kalite olur. Tabii eğer hedefleriniz arasında uluslar arası başarı varsa...

Saatli bomba!
Biliyorum, Batuhan Karadeniz'in, "adı çıkmış dokuza" bir kere.
Ağzıyla kuş tutacak olsa kimseyi inandıramaz, bu saatten sonra...
Ama nasılsa inandırmış Trabzonsporluları.
Eğer, işin içinde Ünal Karaman gibi ne yaptığını bilen bir futbol adamı olmasa,  "Bit pazarındaki saatli bomba" diyeceğim bu sudan ucuz transfere ama diyemiyorum işte. Çünkü kaybetmek kolay, zor olan kazanmak.
Sorum şu, "Trabzonspor'un neye ihtiyacı var?
Burak Yılmaz gibi "takım olgusunu güçlendirecek" sağlam bir golcüye mi yoksa birikmiş onca soruna - nasıl fayda sağlayacağı hiç kestirilemeyen ve gittiği her kulüpte sorun olan - Batuhan'a mı?
Sporseverlerin, "Batuhan ne düzelir ne de Trabzonspor'a bir fayda sağlar"  diye yükselen seslerini duyar gibiyim.
Maalesef, Batuhan sıfırı tüketmiş bir oyuncu. Kendi de bunun farkında. O yüzden fiyatı da "kelepir".
Niyet ne kadar iyi olursa olsun, Nasrettin Hoca'nın göle maya çalması gibi bir şey, bu transfer.
Ancak bir gerçek var ki, Batuhan henüz 22'sinde ve 35'lik futbolcuların tecrübelerine sahip. Artık o da biliyor ki, hoyratlık günleri geride kaldı ve son "tren de kaçıyor."
Ya azimle, inançla çalışıp yıldızlaşacak ya da küçük derelerde çakıl taşı gibi yuvarlanmaya razı olacak. Seçim kendisinin.


Hoş geldin Ersun Hoca!
İki sevdalı buluştu. Bu aşktan ne mi olur? Bekleyelim görelim, hiç acele etmeyelim. Çünkü Aykut Kocaman çıtayı öyle bir yere koydu ki, değil Ersun Yanal, Mourinho da olsa kısa zamanda ve bu yapı ile aşması kolay değil.


Mini olimpiyat
Okuyucu bu... Öyle dikkatli, meraklı ve mantıklı ki, bugün açılışı gerçekleşecek olan Mersin'deki Akdeniz Oyunları için "Bu mini olimpiyat, yüz akıyla çıkamazsak İstanbul 2020 hayal olur."
Söyleyecek söz bulamıyorum. Dikkat edin, şu kadar madalya, bu kadar rekor, demiyor, yüz akıyla çıkmaktan söz ediyor.
Yani bugüne kadar yapılan oyunların en güzeline ev sahipliği yapmaktan dem vuruyor.
Helal olsun.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.