Ah be, neydi o hava? Göz gözü görmüyor... Sis basmış ortalığı... Ullevaal sanki kurtların indiği yer... İliklerime kadar titriyorum... Sanmayın ki, korkudan! Soğuktan titriyorum... Bir soğuk ki sormayın... Isınmak için koşmak lazım... TFF Genel Sekreteri Lütfi Arıboğan da maçtan önce aynı şeyi söylüyor... "Bu hava bizim havamız!.." Yani, "Kurt puslu havayı sever" misali! Fakat?.. İlk 25 dakika bir kabus gibi çöküyor üstümüze... Çıkamıyoruz sahamızdan... Fakat, "kazanmak" için cesaret ve inanmışlık yeter bize... Sahi, kazanmaktan başka şansı olmayan ne yapar? Risk alır. Oyunu önde kabul eder. Kendi oyununu rakibine kabul ettirecek baskıyı kurar, değil mi? O da ne? *** Sahaya çıkan Türkiye on birine baktığımda "Ah bee Fatih Hocam, ne yaptın öyle?" diye sitem ediyorum içimden... Kendi takımında sadece 39 dakika oynamayan İbrahim Kaş, hangi fizik, hangi kondisyon ve hangi tecrübe ile böylesine kritik bir maçta sahaya çıkar? Şampiyonlar Ligi tecrübesi olan Gökhan Gönül niçin kulübede oturur? Nitekim sakatlanan İbrahim Kaş'ın yerine Gökhan giriyor, roller ve Türkiye değişiyor... Bu sorgulama sürürken... Korkulan oluyor... "TAÇlananım" derken, traji komik bir gol yiyoruz... Tıpkı Moldova maçındaki gibi... Ama bu kez o uzun taç atışana vuran Maltalı oyuncu değil, Norveçli Hagen... ..ve savunmamız yine seyrediyor. Aman be!.. Böyle de gol yenilmez ki? Hani ders almıştık, ne oldu? Fatih Hoca'nın kastettiği, "Türkiye'nin doğruları ve gerçekler" kesinlikle bu olamaz! Titriyorum... İliklerime kadar... Ama bu kez sinirden... Yahu Markus Merk hakemliğinin sonuna geldin, nasıl vermezsin o penaltıyı?.. Adam eliyle oynuyor resmen! Her neyse... İnancımız, cesaretimiz ve azmimiz var... Üstelik orta sahamız mükemmel... Emre Belözoğlu süper... Isınmışız oyuna... Bu mücadeleyi verdikten sonra kazanamasak üzülürüm... Nitekim Emre Belözoğlu, kendi taşıdığı topla bir füze gönderiyor Opdal'ın koruduğu Wiking kalesine... Oh be!.. O ne muhteşem nişan alma! O ne muhteşem bir vuruş öyle!.. Bir avuç gurbetçiyle beraber ayaklanıyoruz!.. GOLLL!... Markus Merk "golll!.. Hadi verme de gör!.. Ama yeter mi, daha fazlası lazım... Kazanmak için... Haydi Türkiye... Haydi, Emre!.. Haydi Nihat... Haydi Semih, derken... Nihat sahne alıyor... Allah ne verdiyse bütün gücüyle, yükleniyor, vuruyor ve deviriyor Norveç'i... Aslanım benim...Dünya markası bu işte... Markus Merk, mağrur talihimize çaldığı düdükle bir not düşüyor! Türkün iman gücü bu!.. Teslim olmaz, teslim alır!.. >> BENİM YILDIZIM Hangisini seçeyim... Emre Belözoğlu'nu mu, Nihat'ı mı, Gökhan Gönül'ü mü, kale içinden top çıkaran Aurelio'yu mu... En iyisi perdeyi açan Emre'yi ön öne çıkarıp, bütün takımı alkışlamak.