Alex de oyuna girmese, F.Bahçe dün gece ne Güiza'yı parlatabilecek ne de ligdeki UEFA Kupası'na giden yolu açık tutacaktı. Neyse ki, Alex girdi de maç da F.Bahçe'de değişti. Ama bu değişim benim F.Bahçe'ye bakışımı değiştirmedi. Neden mi, anlatalım. Ne acı değil mi? Sen, ''F.Bahçe'yi Avrupa'da bir numara yapmak adına'' bilmem kaç milyon euro harca, yıldızlarla yüklü bir takım kur ama kendi liginde şampiyon olamadığın gibi kendi evinde oynanacak tarihi bir UEFA Kupası finaline de seyirci kal! Olacak iş mi bu? Ne demek lazım bilmiyorum. ''Maalesef mi?'' yoksa ''İyi ki varsın F.Bahçe mi?'' İşte, sarı-lacivertliler, dün bu zıtlığı yaşıyordu. Bir tarafta o tarihi final için provaya çıkmış ve UEFA temsilcilerine kendini beğendirmeye çalışan görkemli Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı. Diğer tarafta Denizlispor önünde Fortis Türkiye Kupası için moral arayan ama Alex oyuna dahil oluncaya kadar sezonu çoktan kapamış havasında oynayan ve koca 45 dakikaya Carlos ile Güiza'nın iki şutu dışında hiçbir olumlu not düşmeyen F.Bahçe. Nitekim o kahır mektubu gibi orta yerde duran F.Bahçe, Selçuk-Deniz ve Semih-Alex değişikliğinden sonra ikinci yarıda futbol olarak kendine geldi. Ama o büyük final için gösteriye çıkan stadı doldurmamış olmaları kırık bir not olarak hafızalara yer etti. Maça gelen çoğunlukta, yukarıda işaret ettiğim zıtlığa paralel olarak, F.Bahçe'ye vizyon yapmak yerine üç yıl önce şampiyonluğu kaptırdıkları Denizlispor'dan rövanş alma sevdasına kapılmış olmalıydı ki, ''Denizli kümeye'' diye koca sezonu dar, ufuksuz bir hedefe kilitlediler. İşte o an, yazık, bu ülke final de alsa işte benim futbolum bu. Maalesef bu dedim. Bunun üstüne daha ne anlatayım bilmiyorum. Sivas'ın tarihi değiştirebilecek büyük yarışta büyük avantaj kaybettiği bir geceden sonra 5. şampiyonu bu ülke daha ne kadar bekler bilmiyorum. Sanırım bunun provası yıllar değil asırlar alacak.