Bugün bir anekdot anlatmak istiyorum. Ancak öncesinde, Futbol Milli Takımımız'a psikolojik danışmanlık yapan Prof. Dr. Acar Batlaş Hoca'ya bir sorum olacak. "Türk boksunun efsanevi ismi Vural İnan'ı tanır mısınız?" Evet... Yıl 1982!.. Vural Hoca ile Bursa'da yapılacak olan Balkan Şampiyonası'na gitmek için Darıca'da feribot kuyruğundayız. Bir saati aşkın süre kuyrukta beklemişiz. Canımız burnumuzda... O ara bir minibüs direksiyonu kırıp, önümüze geçiyor. Arkadaki araçtan, 'niye müsaade ediyorsunuz' diye kornaya basılıyor. Bizim şoför celalleniyor, hışımla arabadan iniyor. Tabii biz de arkasından... Vural ağabey gayet sakin, "Gelin çocuklar" diyor... "Görevliler izin vermezler." Fakat Vural ağabeyi dinleyen kim? Minibüsün kapısına dayanıyor kalabalık... Neyse görevliler geliyor, ortam yatışıyor. O da biz de vapura biniyoruz. Fakat o pişkin adam ters bakışlarla bizim aracı kestikten sonra Vural ağabeye,"Babalık ne olmuş birkaç araç sollamışsak?" diye sataşıyor. Güzel insan Vural ağabey!.. Yine alttan alıyor. Ama minibüsçü korktuğunu sanıp bu defa Vural ağabeyin üstüne yürüyor... Biliyoruz ki, Vural ağabey bir yumruk vursa yarısı boşa gidecek. Hepimiz o yumruğu bekliyoruz... Fakat hayır... O güzel insan o yumruğu atmak yerine tatlı bir tebessümle, "Haklısınız beyefendi!" diyerek sırtını sıvazladığı minibüsçüyü uzaklaştırıyor. Bir heyecan adamı olarak bilinen foto muhabirimiz merhum Arif Işıldayan ağabey, "Bırak haddini bildirelim hoca" diyor. Ama Vural ağabey o tatlı kendine özgü tebessümüyle "olmaz öyle şey!" diye teklifi geri çeviriyor ve Yalova'dan Bursa'ya kadar olan sürede boksun felsefesini anlatıyor bize. "Boks, 'yumruk yemeden yumruk atma sanatı' diye tarif edilir. Ama'gerçekte boks' bir olgunluk sanatıdır. Yumruğun acısını bilen insanın o yumrukla bir başkasının canını acıtması gerektiğini öğreten bir sanat!" Hocaya gülüyoruz... "Sen bunu külahıma anlat" dercesine... O ise yine olgunluğunu koruyor. Diyor ki, "Kazanmak nedir, bilir misiniz? 'Kazanmak; kazandıklarını kaybetmemektir.' Şimdi ben o yumruğu atsam ve adamı vurup indirsem ne kazanacağım, hiçbir şey... Ama ne kaybedeceğim biliyor musunuz? Elli yılda öğrendiğim şeylerin doğruluğuna olan inancımı, kendime olan saygımı... Ve bu kontrolsüzlük yüzünden gazetelere, 'Vural İnan kuyruk kavgasında bir minibüsçüyü hastanelik etti', diye yarın manşet olacağım. Benim gibi insanların böyle tanınmak gibi bir sevdası olamaz." Hocaya boş bakmış olmalıyız ki, "Bir boksör bilir ki... " diye bu sporun felsefesini anlatmaya devam etti. "Bir boksör bilir ki, nakavt ve diskalifiye olmamışsa 1 ve 2. raundu kaybetmekle maçı kaybetmiş olmaz! Psikolojik sağlamlık göstererek toparlanır ve yeniden kazanmaya oynar... Ben de öyle yaptım!" ...Ve, ilginçtir ne oldu biliyor musunuz? Sanki minibüs şoförü o konuşmaları duymuş gibi sararmış ve korku dolu bir benizle geldi, "Hocam" dedi, "Size tanımadım, bir kabalık ettim. Minibüsteki yolcular söyledi. Siz, Boks Milli Takımı'nın meşhur hocası Vural İnan'mışsınız!.. Verin elinizi öpeyim. Beni affedin lütfen!" Şimdi bunu neden anlattım biliyor musunuz? 2002 Dünya Kupası'nın örnek takımı Türkiye'nin, bir İsviçre maçıyla düştüğü hale bakın... O minibüs şoförünün halinden bir farkımız var mı? Levent Bıçakcı Başkan, İsviçrelilere rica ediyor, "Ne olur, bizi hoşgörün!" Yahu, aklınız daha önce neredeydi? > Sınırsız yabancı! "Sinirsiz et" der gibi, "sınırsız yabancı" isteyen F.Bahçeliler'e soruyorum... Şampiyonlar Ligi'nde elinizdeki 6 yabancıyı tam kapasite ile kullanabildiniz mi ki, daha çok yabancı istiyorsunuz? Nerede Alex?.. Nerede Luciano, nerede Aurelio? ... Ve ne halde Anelka ve Nobre? Lütfen tutarlı olalım! Türkiye Futbol Federasyonu'nun halini aşağıdaki deyişten daha güzel hiç bir şey ifade edemez; "Ele verir talkını kendi yutar salkımı!.." İspatımı, ortada... Seçilir seçilmez, "Futbolda şiddete hayır!" diyen ve "Lütfen" kampanyaları düzenleyen bu ekip... Dünya Kupası yarışında, Bern'de İsviçre'ye 2-0 kaybettikten sonra ortamı geren ve işin bu noktaya gelmesine göz yuman da bu ekip değil mi? "Lütfen" tutarlı olalım beyler!Sınırsız yabancı! "Sinirsiz et" der gibi, "sınırsız yabancı" isteyen F.Bahçeliler'e soruyorum... Şampiyonlar Ligi'nde elinizdeki 6 yabancıyı tam kapasite ile kullanabildiniz mi ki, daha çok yabancı istiyorsunuz? Nerede Alex?.. Nerede Luciano, nerede Aurelio? ... Ve ne halde Anelka ve Nobre? > Lütfen tutarlı olalım! Türkiye Futbol Federasyonu'nun halini aşağıdaki deyişten daha güzel hiç bir şey ifade edemez; "Ele verir talkını kendi yutar salkımı!.." İspatımı, ortada... Seçilir seçilmez, "Futbolda şiddete hayır!" diyen ve "Lütfen" kampanyaları düzenleyen bu ekip... Dünya Kupası yarışında, Bern'de İsviçre'ye 2-0 kaybettikten sonra ortamı geren ve işin bu noktaya gelmesine göz yuman da bu ekip değil mi? "Lütfen" tutarlı olalım beyler!