X ve Y!

A -
A +

Aslında bu yazının başlığı, "Haldun Üstünel'i yediniz, bari Arda ile uğraşmayın!" olmalıydı. Ama Arda son OFK Belgrad maçında 2 gol birden atınca o başlıktan şimdilik vazgeçtim. Ayrıca, sarı-kırmızılı camiada öyle trajikomik şeyler oluyor ki, Üstünel olayı dahi çoktan örtbas edildi. Fakat, G.Saray nereye koşuyor, ne yapmak istiyor, nasıl bir gelecek plânlıyor; inanın kulübü yönetenler dahi bunu bilmiyor. Düşünün, bir kulüpte çalışan personel, seçilmiş yöneticiyi yer, başkan da yöneticisini o çalışana feda ederse, o başkana "Bu kulübü kim yönetiyor?" diye sormazlar mı? G.Saray'da bu soruyu sormaya kalkarsanız adınız, "karıştırıcı"ya çıkar. Sahi, G.Saray'ı hangi Adnan yönetiyor, seçilen mi yoksa çalışan mı? MIHLAMA Herkes bir iş yapar ama en faydalı olanı zaman taçlandırır! Kocaman sorular Aykut Kocaman zaman içinde kendini kabul ettirir, teknik adam özelliğini ortaya çıkarır. Ama şu an bazı soruların cevabını vermesi gerekir. Öncelikle, bu takımdaki disiplin sorununu nasıl çözecek? İdeal on birini kimlerden kuracak? Seçiminde denge kurmak adına yaşlı-genç ya da eski-yeni ayırımı mı yapacak yoksa adaletli davranıp, formayı hak edene mi verecek? Daha da önemlisi, yarın istenmeyen birkaç sonuç daha gelirse, bu dik duruşuna devam edecek mi, yoksa arkasına bakmadan bırakıp gidecek mi? Teknik adam farkı Frank Rijkaard mı yoksa Dejan Djundjeviç mi daha iyi teknik direktör diye sormaya dilim varmıyor. Çünkü, ikisi ve yönetimlerindeki takımlar arasındaki kariyer ile kalite farkı, Everest ile ova gibi... Ama bu kapatılamaz farka rağmen sahadaki uygulamadan inanılmaz bir sonuç çıktı. Rijkaard yaptığı değişikliklerle G.Saray'ı galibiyetten ederken, Djundjeviç sahaya sürdüğü yedeklerle "gitti" denilen maçı 2-0'dan 2-2'ye getirdiği gibi tur şansını da yakaladı. İki teknik adam arasındaki asıl farkı bundan daha iyi ne anlatabilir? Rijkaard neyi değiştirdi? Üşenmedim, kalktım gittim, G.Saray'ın OFK Belgrad maçına; "Acaba geçen sezondan bugüne ne değişti?" sorusunun cevabını yerinde alabilmek için. Maç başladığında futbolcularla kenar yönetimi arasındaki sıcak ilişkiye sevindim. Öyle ki, Hollandalı teknik adamın, "beyinsiz" yakıştırmasını yaptığı Servet bile hafızasını silmiş, tüm benliğiyle Rijkaard'ın istediğini yapmak için buluştuğu ilk birkaç topu ayağından hemen çıkarmak yerine hazırlık paslarıyla oyuna sokmayı denedi. Sabri, Ayhan, Barış ve Arda'nın diagonal pas alış verişleri ve başarılı set oyunuyla, G.Saray'ı organize şekilde hücuma çıkarma isteği ve Mehmet Batdal'a bu şekilde pozisyon hazırlamaları ayrı bir güzellikti. Ayrıca, geriden gelen Mustafa Sarp'a şut yolu da açtılar. Yine sağda Sabri, Ayhan veya Barış ile Serdar, solda Hakan Balta, Barış ve Arda ile kurulan üçgenlerle kanatlardan hücuma çıkma arzusu takdire şayandı. Fakat, bu olumlu görüntüyü perdeleyen tek şey, G.Saray adına gerçek bir oyun kurucunun sahada olmamasıydı. Sırp temsilcisi, oyunda dengeyi kurduğunda bu eksiklik açıkça görüldü. Oysa bu görevi en iyi yapacak isim Elano tribünde oturuyordu. Sahi, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Arda'nın kişisel becerisiyle kazanılan 2 golün sonrası başlı başına bir yazı konusu. Fakat o bölüm, ancak "hüsran" başlığıyla özetlenebilir. ENDİŞEM YOK Kaanatim o ki, üç takımımız da Avrupa kupalarında turu geçer. Bu yönde bir endişem yok. İlk maçlardaki sonuçlar, ben F.Bahçe'yim, G.Saray'ım, Beşiktaş'ım büyüklenmesinin yansımasından başka bir şey değil! Batdal nasıl gol kralı olur? Mehmet Batdal'ı Hakan Şükür ile kıyaslayanlara gülüyorum. Çünkü bu elma ile armudu toplamak gibi bir şey. Ayrıca sevin ya da sevmeyin Hakan Şükür hâlâ bu ülkenin gelmiş geçmiş en iyi santrforudur. Metin Oktay'a rağmen bu böyle. Çünkü o, golcülüğünün yanında müthiş bir presçi ve harika bir asistçiydi; topu beklemez, rakipten önce hamle yapardı. Kendisi için değil, takımı için oynardı. Mehmet Batdal'ın ise şu an böyle bir özelliği yok. O dev cüssesine rağmen iki ayağını iyi kullanıyor, bu en büyük artısı. Ama vücudunu kullanmayı hiç bilmiyor. Eğer hareketli ve dirseklerini kullanarak oynamayı denese inanın iki metre yakınına kimseyi yanaştırmayacağı gibi, yerde ve havada kimseye top bırakmaz ve bu ülkede her sezon gol kralı olur. Ama o OFK Belgrad maçındaki çakılı santrfor görüntüsüyle, ancak sevenlerine saç baş yoldurur.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.