Yönetim bir sanattır. Sevelim, sevmeyelim, Aziz Yıldırım o sanatı en iyi icra edenlerden biri. Sakın o la ki, 4-2'lik Beşiktaş galibiyeti üzerine bu kanaate sahip olduğum düşüncesine kimse kapılmasın. Çünkü Aziz Başkan'ı, Yıldırım Demirören, Adnan Polat ve diğer başkanların önüne çıkaran en birinci neden kararlılığı, cesareti, vizyonu ve tavizsiz duruşudur. Bu kale gibi duruş, F.Bahçe'yi anayasası oluşmuş, sistemi oturmuş, geleceğe dönük yatırımları; tesisleri, gelir giderleriyle kendi kendine yeten; bütçesi yıllar sonra ilk defa 5 milyon TL artı veren bir müessese kulübü haline getirmiş olmasıdır. Düşünün rakiplerinin 100 milyon Euro'luk ek transfer harcamalarına rağmen mevcut kadroya bir ilave yapmaksızın, liderle olan 9 puanlık farkı kapatıp, şampiyonluk rotasına girmesini sağlayan en önemli sebeptir. Bunlar küçümsenecek gibi değildir. Ayrıca futbolun bütün organlarında ana kararı verecek hakim iradeyi Aziz Başkan'ın eline aldığı herkes tarafından bilinmektedir. TFF Genel Kurulu üzerindeki nüfuzu, Kulüpler Birliği Başkanlığı, naklen yayın değerlerinin oluşmasındaki etkisi bütün sporseverler tarafından bilinmektedir. Yine F.Bahçe Bayan Futbol Takımı'nın Amerikalı yıldızı Diana Taurisi'nin o doping travmasında verdiği mücadele Amerika'da bile takdir kazanmıştır. Ancak, Aziz Başkan'ın Fİ-YAPI İnönü'de kendisine elini uzatan Beşiktaş Yöneticisi Sinan Vardar'a karşı takındığı tavır, Fair-Play ödülü kazanmış bir spor adamına yakışan bir davranış hiç değildir. Velev ki, Vardar hak etmiş olsa dahi. Uzun sözün kısası, her güzelin bir kusuru oluyor, hiç kimse dört dörtlük olamıyor. Aysal işini bilir! G.Saray'ın etkin kongre üyelerinden, bir dönem yöneticilik de yapan ismi bizde saklı dostuma sordum: -Kulislerde Ünal Aysal adı başkan adayı olarak geçiyor, ne dersiniz? Güldü ve dedi ki; "Ufukta bir seçim mi var?" Olağanüstü seçim ihtimalini hatırlattım, "Uzak ihtimal. Olsa bile, Ünal bey iş adamıdır, adının potansiyel başkan adayı olarak konuşulması çok hoşuna gider de asla taşın altına elini sokmaz. Özellikle de şu dönemde!" dedi. Sordum: -Neden, engel mi var? "Her şeyi de anlatamam!" anlamında manalı bir tebessüm etti ve dedi ki, "Aysal işini bilir..." Püsküllü Volkan tartışması Futbolumuz hep, şek ve şüphelerle mi anılacak? Kalite ne zaman pişecek bu kazanda? Bir, Volkan Babacan, olayıdır sürüp gidiyor. F.Bahçe'den iki hafta önce 2 gol yedi, ya, hâlâ kulisler de bu konu. Trabzonspor kanadı gollerin basitliğine bakıp, "O nasıl kalecilik?" diye işkillendi, haklı olarak. Ardından Kayserispor savunmaya geçti. Şaşırdım! Trabzonspor ile Kayserispor arasındaki söz düellosu kızıştı. Al sana, püsküllü bir Volkan tartışması! Oysa asıl sorgulanması gereken; Volkan'ın "kalecilik vasıfları." Sorarım size, 2002-03'ten beri F.Bahçe'de olan bu delikanlı, o golleri yemeyecek kadar yüksek standartta olsaydı, F.Bahçe, Kayserispor'a kiralar mıydı? Ayrıca, Volkan ne zaman birinci kaleci oldu, hiç! Önce Rüştü sonra Serdar Kulbilge'nin yedeği oldu. Bir ara İstanbulspor'a kiralandı, döndü geldi bu defa da Volkan Demirel'in gedikli yedeği olmaktan öteye gidemedi. Özetle, 2006'dan Kayserispor'a kiralandığı güne kadar Volkan son 4 sezonda Lig, Kupa ve Avrupa'da toplam 34 maça çıktı, 3002 dakika oynadı. İşte tartışılan Volkan'ın kalecilik kariyeri bu! Lütfen rakamlara bakın ve "bit yeniği arama sevdasından vazgeçin!" İmparator Alex! F.Bahçe'de adı "golcü" olarak bilinen Güiza'nın siftahı yok, Niang'ın 12, Semih'in 7 gol atabildiği bir ortamda eğer Alex, 16 golle başı çekiyorsa, İmparator'a saygı duruşu göstermek gerekir. Schuster üç zarf hazırla! Rus fıkrasındaki gibi Bernd Schuster'in durumu. Hani, başarısız idare sonraki yönetime, "İşler iyi gitmediğinde başvurulacak yöntem" olarak üç zarf bırakır. Zarflardan birincisinde "Enkaz devraldım", ikincisinde "Yeni bir sayfa açtık, bu krizi aşacağız" yazar. İki yol da denendiği halde, işler düzelmez son çare üçüncü zarfı açar. Bir de ne görsün. "Üç zarf hazırla ve git!" Bilmem uzun sözü gerek var mı?